Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

24.11.2019

Okunma Sayısı

388

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Bu filimi daha önce görmüştük

Geçen haftalarda, Antalyabugun manşetinde coşkuyla ve sevinç ile yayımlanan bir haber vardı. Antalya Büyük Şehir Belediyesi “Et tanzim satış mağazaları” açacakmış.  Böylelikle et sorununu halletmiş olacaklarını sanıyorlar. Antalya’da yeterince kasap var. Et sıkıntısı olduğunu pek görmedim. Fiyatlarda rekabet sistemi geçerli olduğuna göre kasaplar aldıkları eti muayyen bir karla satıyorlar ve bunun vergisini ödüyorlar. Etin alış fiyatı yüksek olunca satış fiyatı da tabii yüksek oluyor.  Bunu önlemek de ancak üretimi artırmakla mümkün oluyor. Belediye elinden geliyorsa; tanzim satış mağazaları açacağına, kasaplara ucuz et temin etsin.

Kamu kuruluşlarının ticaretle uğraşmamaları gerektiğini Özal zamanında öğrendik. Tabii bunun neticesi olarak da “Özelleştirmeler” başladı. Bu olay sade bizde değil Avrupa’nın diğer ülkelerinde de uygulandı. Özellikle; komünist rejimden çıkıp batı Almanya ile birleşen, doğu Almanya’da gündeme geldi. Bir farkla: Özelleştirilen sanayi tesisleri; yatırım yapılarak, modernleştirilecek ve üretime devam edeceklerdi. Biz de ise böyle bir şart yoktu ve fabrikaların yerine konut ve AVM’ ler yapıldı. Şimdi herkes; asıl nedeni araştırmadan, özelleştirmeye karşı çıkıyor. 

Bu tesislerin çoğu Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış fabrikalardı ve eski teknolojiye sahipti. Tabii, yenilenmeleri gerekiyordu. Üstelik bu tesisler devlet hep zarar etmiştir. Çünkü bir fabrika memur zihniyeti ile verimli olarak işletilmesi imkânsızdır. Cumhuriyet kuruluş yıllarında; sermaye ve teşebbüs olmadığı için, haklı olarak karma ekonomi modelini seçmek zorunluluğunda kaldı. Sermaye, bilgi ve teşebbüs gücü olmayan yerde sanayi kurulması olanaksızdır. Bunu ancak devlet gücü ile yapabilirsiniz.

Bu durumun tarihsel nedenini de şöyle açıklayabiliriz:

  • Osmanlı imparatorluğunda uzun süre mülkiyet yoktu (Tanzimat’a kadar). Mülk Allah’ındı. Bu da, Allah’ın gölgesi olan padişahın demekti. (nasıl İslami bir düşünce ise)                                                                                                                                                                                                                    Mülkiyet olmayınca sermaye oluşmadı ve Avrupa’nın burjuva sınıfını yaratamadık.
  • Totaliter bir rejimin egemen olduğu Osmanlı devletinde, tabii özgürlükten de pek bahsedilemez.
  • Yine, Osmanlıda eğitim sistemi; kurumlaşmadığı için, medreselere bağlı kalmıştır. Onun için bilim adamı yerine daha çok din adamı yetişmiştir.
  • Provizyonist sistemi tercih eden Osmanlılar Avrupa’nın merkantilist sistemi gibi zenginleşmek şansına sahip değildi.                                                                                                                                                      
Ticaret-Sanayii  (buna sanatı da katabilirsiniz) ise özgürlük, bilgi ve sermaye (para) olmayan yerde yeşermez. Avrupa kalkınmasını burjuva sınıfına ve Amerika’dan getirilen altın ve gümüşe ve XII. asırda kurulmaya başlayan üniversitelere borçludur. Bunlara köle ve sömürgeleri de ekleyebilirsiniz

Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Konseyine girerek ve Avrupa Birliğine aday olarak tercihini liberal ekonomiden yana koymuştur (vahşi değil sosyal liberalizm). Tekrardan geri dönüp KİT ler kurmaya, tanzim satışları oluşturmaya kalkarsa ülkeye zarar verir. Her ne kadar komünist olmakla öğünen arkadaşlarımız varsa da, bunun modası çoktan geçmiştir. Çin gibi komünizmle yönetilen ülkeler bile; Mao dönemi sonrasında, ticareti liberalleşmiş durumda. Rusya ise eski rejimi tamamen yıkarak dünyaya entegre olmaya çalışıyor. Gücün ekonomiye de egemen olmak istemesi insanların kendi egosundan başka bir şey değildir. Devlet en iyi ve doğruyu yapar diye bir şey yok. Tabii, kamunun bazı stratejik yatırımları üstlenmesi ve kritik durumlarda tanzim satışları düzenlemesi her zaman düşünülebilir.

Sizlere yaşadığımız bir olayı örnek olarak vermek istiyorum. Yıl 1987 Rahmetli Metin Kasapoğlu ANAP tan Başkan ben de meclis üyesiyim. Metin tutturdu ekmek fabrikası kuracağım demeye. Antalya’da yüzlerce fırın var, ekmek sıkıntısı diye bir şey yok,  üstelik ANAP liberal ekonomiyi savunan bir parti. Laf anlatamadık ve fabrika kuruldu. Bu sadece Antalya’da değil ülkenin pek çok yerinde belediyelerin ürettiği ve hiçbir özelliği olmayan ekmekler “Halk ekmek” adıyla piyasaya sürüldü. Hepsinin ziyan ettiğine adım gibi eminim. Yine, bir zamanlar Selahattin Tonguç hal inşaatını; belediyenin kendi ürettiği briketlerle yaptıkları için, ucuza mal ettiklerini söylemişti. Yaptığım bir fiyat analizinde briketlerin piyasadan iki misli pahalı olduğu anlaşıldı. Onun için kamu kuruluşlarının “Ucuzluk” söylemlerine pek inanmayın. Ekmek hakkında küçük bir anımı daha anlatacağım size. Ekmek fiyatlarına belediyeler; bir hesapla tespit ederek, narh koyarlar. Yine 1987 yılları enflasyon almış başını gidiyor. Fırıncılar artan un, su, elektrik ve işçilik fiyatları nedeniyle, haklı olarak ekmeğe zam istiyorlar. Encümende bulunan Hacı Abi “Halkın ekmeği ile oynatmam” diyerek buna mani oluyor. Hesapları gösteriyorlar, “Hesapları değiştirin” diyor. Gerekçe de şu: Hacı abinin bir fırıncı komşusu varmış, adamın arabası, evi her şeyi varmış, durumu çök iyi imiş, bu da çok kazandığını göstergesi imiş. Kendisi de esnaf olan Hacı abi yönetime gelince böyle düşünebiliyor. Bu insanımızın esnafa nasıl baktığını gösteren tipik bir örnektir. Ekmek demişken değinmeden edemeyeceğim bir husus daha var. Düşmanlarımızın bizi zehirlemesine hiç gerek yok. Biz kendimiz yaptığımız ekmeklerle bunu fazlası ile yapıyoruz. Ekmek toplumun en fazla tükettiği gıdadır ve biz bunu maalesef doğru dürüst beceremiyoruz. Belediyelerin bu konuda hiçbir çalışmasını duymadım. Devlet; tuz miktarını biraz azaltarak, bazı tedbirler aldı. Ama ekmek hala; hiçbir gıda değeri olmayan, içinde zehir derecesinde katkı malzemesi olan, zararlı bir ürün olmaya devam ediyor. Sizi bilmem ama biz ekmeğimizi evde kendimiz yapıyoruz.  

Devletinde görevleri tabii ki var: Üretimi artırıcı tedbirler almak ve üretimi teşvik etmek, üretimin kalitesini yükseltecek arge çalışmaları yapmak, sermaye yönünde yardımcı olmak, yatırımlar için gerekli altyapıyı hazırlamak, kaynakları tespit etmek, eğitim seviyesini yükselmesine yardımcı olarak, iyi yetişmiş insan sağlamak ve en önemlisi “kontrol etmek”. Devlet işletmelerinin en zayıf taraflarından birisi de kontrol edilememesidir. Kamunun bu tür girişimleri sadece “Haksız rekabet yaratacak” ve esnafı zor duruma sokacaktır.

Bütün bunlar bilinirken ve belediyelerin yapacağı pek çok şey varken, filimi geri sarıp yeniden oynatmanın gereği var mı?

 

MAKALE Yorumları