Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

24.10.2019

Okunma Sayısı

1328

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Biz Neyiz, Ne İstiyoruz?

 

O kadar bilgi kirliliği yaşıyoruz ki, bir de bunun içine bilgisizlik ve ilgisizliği de katınca, birleri için tadından yenmiyordur!..

--Nereye bakar iseniz bakın çok ciddi bir çöküş yaşıyoruz. Dünya olarak, Ülke olarak ve İnsanlık olarak.

--Artık neredeyse ortak değerimiz kalmadı, her şey bir algı yönetimi ile yönetiliyor ve her şeyin görüneninin ötesinde, altında da, üşüntünde de gizlenen, gizlenmiş bir şeyler var.

--Bilenler söylemiyor, söyleyenlere inanılmıyor ve duvara çarpana kadar karanlıkta sanki aydınlık ve biz de her şeyi görür, bilirmiş gibi bodoslamasına koşar adımlar ile gidiyoruz.

--İyi de nereye kadar?

--Sahip olduklarımız, sahip olduğunu sandıklarımız ya da sahip olacağımızı sandıklarımız ne kadar gerçek, nereye kadar bizim?

--En genelden başlayalım.

--Günümüz dünyasının hakim üretim ilişkisi Kapitalist bir sistem içinde mi dönüyor? Evet!..

--Peki, bu kapitalizm denen şey, daha önceleri kriz yaşayıp, kendisini de, dünyayı da bir ekonomik bunalıma sokmuş, bunların sonunda da yeniden paylaşım savaşları yaşamış ve her savaştan sonra yeni devlet sınırları, yeni ekonomik sistem ve üretim ilişkileri ortaya çıkmış mıdır? Evet!..

--Kapitalizmin, ilk krizini Ekonomik sistemin büyük ölçekli dönüşümler yaşamaya başladığında yaşamış mıdır? Evet!..

--1873'den itibaren Ticaret Kapitalizminden, Sanayi Kapitalizmine geçiş büyük bir dönüşüm ve kriz yaşatmış mıdır? Evet!..

--Amerika ve Avrupa, Sanayi kapitalizmi ile yarattığı aşırı üretim sorununu, denizaşırı ülkelere pazarlama yoluyla aşılabilmiştir. (Lenin, Kapitalizmin bu aşamasına Emperyalizm diyor)

--Bu ilk kriz süreci de, 1914'lere (Paylaşım/Dünya Savaşı) kadar sürüyor. Dünya, yeni Devletler ve yeni sınırlar ve yeni yönetim sistemleri ile tanışıyordu. (Kendisine alternatif sosyalist sistemler de dahil)

--Kapitalizmin ikinci kriz ise, 1929 yılında başlayıp 1935’e kadar süren krizdir. İlk kriz üretim kaynaklı iken, bu kriz ise, ekonomik sistem ve pazarların paylaşımı krizidir.

--Bu zaman kadar, Ülkeler, altın karşılığı para basarlar iken, ikinci kriz ile birlikte yeni bir ekonomik sisteme geçmişler, bunun sonucunda da, Avrupa ülkeleri merkez bankaları karşılıksız para basamaya başlamışlardır.

--Paralarının karşılıksız kalması ve enflasyonun hızlanması yatırımcıların paralarını ve altınlarını, altın karşılığı para basmayı sürdüren ABD’nin bankalarına transferine ve Dünya Ticaret Merkezi sayılan Londra'nın bu unvan ve statüyü New York'a kaptırmasına neden olmuştur.

--Son kriz ise hala yaşanmaktadır. 1970'lerin sonlarında başlayan, dönem dönem kontrol edilen ama, 2008'lere gelindiğinde ise artık küreselleşen dünya ile birlikte, Kapitalist/Emperyalist sistemin krizi de küreselleşerek/globalleşerek tüm dünyaya yayılmıştır.

--Ve kucağımızda yep yeni bir sistem ve ürettiği bir krizimiz olmuştur.

--Çin ve Hindistan Devlet ve Hükümetleri denetledikleri ekonomileri sayesinde bu krizden en az etkilenen ülkeler olmuşlardır.

--Petrol ve Silah ticaret lobisinin kontrolünde yaşanan bu üçüncü ekonomik krizi ise, petrol zengini Kuzey Afrika Ülkelerinde ARAP BAHARI diye başlayıp gelip Orta Doğuya dayanmıştır.

--Rusya'nın Akdeniz’e çıkma hayali, ABD'nin petrol, ekonomik sistem ve uzak doğuya geçişi denetleyerek, İsrail'i güvenceye alacak yapıya kavuşması ile artık sona yaklaşılmaktadır.

--Artık, iş masa başı savaşlara kalmıştır.

--Savaş sonrası yaşanan süreçlere "LOZAN BAŞARI MI, HEZİMET Mİ?" diyerk dalga geçenlerin, artık bu süreci nasıl yöneteceklerini göreceğiz.

--Yazımı Deneyimli Devlet Adamı İhsan Sabri Çağlayangil'in bir sözü ile bitirmek istedim:

--"Ortadoğu’da önemli bir yemeğe davetli olduğunuz halde isminiz listede yoksa, bir de MENÜ'ye bakın, orada olabilir."

--Eeee, "lafın tamamı da, aptala söylenir", değil mi?

 

MAKALE Yorumları