Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

13.01.2020

Okunma Sayısı

276

Makaleyi Paylaş

Bir Soru ve Müzik

Bu yazıma size bir soru sorarak başlamak istiyorum.

Libya’da Rejim karşıtı General Hafter taraftarlarının Trablus’ daki askeri okulu bombalayarak kırka yakın öğrenci öldürdüklerini haberlerden öğrendik. Bizim hariciyemiz bunu şiddetle kınadı. Pekiyi, biz de askeri öğrencilerimizi ömür boyu hapse mahkûm etmemiş miydik? Sizce arada bir fark var mı? Bence fark:  Libya’da kırk öğrencinin öldürülmesi bizde ise tüm öğrencilerin hayatının mahvedilmesi. Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum.

Başka önemli bir olay da; geçen Cumartesi günü, ANSİAD’ın 30. Yılını kutlamasıydı. Benim de kurucuları arasında bulunduğum ANSİAD, Antalya’nın gurur duyacağı bir kurum oldu. Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerine bağlı olması normal iken bu gün ne yazık ki, bir ayrıcalık gibi gözüküyor. ANSİAD’ ın en hoşuma giden adetlerinden biri de her yıl verilen sanat ödülleri. Bu ödüllerin hem sanata önem verildiğini gösterdiğini hem de sanatı teşvik ettiğini söyleyebiliriz. Bu yıl ödül; ülkemizde çok popüler olan, türkü sanatçısı Sayın Sümer Özgü’ ye verildi. Sanatçının Baloda yaptığı aşırı milliyetçilik ve hamaset kokan konuşması beni biraz şaşırttı ve üzdü. Türkülerimizi korumak ve onları halkın seveceği şekilde sunmak elbette güzel bir şeydir. Ama milliyetçilik midir bilemiyorum?

18 Ekim günü Antalya Senfoni Orkestrası Sayın Hasan Niyazi Tura’nın “Kemençe konçertosunu” çaldı. Solist Hatice Doğan Sevinç bis parçasını çalmadan kısa bir konuşma yaptı. Bu konuşmada sanatçı; bir Karadeniz çalgısı olan, kemençede nasıl değişiklikler yapılarak konçerto çalmaya elverişli bir enstrüman haline getirildiğini ve idealinin yerli çalgılarımızı kendilerine özgü konçertolar yapılabilir hale getirmek olduğunu söyledi. İşte ben milliyetçilik diye buna derim.

Türkler, Sanayi devrimini atladıkları gibi Reform’ u ve Rönesans’ı da atladılar. Hatta bunları hor gördüler. Toplumun bu gün en çok arzuladığı sanayi devrimini yakalamaktır. Din anlayışında ve sanatta öyle bir durum yok. Zaten Osmanlı yenilikçilik hareketlerinde bu “Batının sadece fennini almak” olarak dillendirilir. Bence bu büyük bir eksikti, zira ruhen gelişmeyen insan fiziksel olarak da gelişmiyor.

Aslında, bütün toplumlar tapınırken duygularını şarkılarla, ilahilerle dile getirmişler. Bunlar tek sesli, koma seslerin bulunduğu, ritmin olmadığı, daha çok meşk ile öğretilen müzik parçaları idi. Bu durum kilise ve cami müziğinde aynen devam etti. Ta ki IX. Asırda notanın ve saatin icadına kadar.  Bu, Ortaçağın sonlarına doğru notaların ses yükseklikleri ile birlikte süresinin de belirlenmesine imkân sağladı. Koma seslerin kalkması ve Tampere (düzenli) sistemin uygulanması ile ritim ve armonik çok sesliliğin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu ise bestekârlara sonsuz kompozisyonlar imkânı vermiştir. (Buharın icadı gibi bir şey bu.) Tamamen matematiksel olan bu durumun uygulaması ve anlaması oldukça zor, emek ve bilgi istiyor. Osmanlılar ise; çoğu zaman olduğu gibi,  kolayı ve geleneksel olanı tercih etmişler ve bu gelişmelerle ilgilenmemişlerdir.

Soyut sanat olarak Mimari ve müzik aynı kategoriye girerler. Onun için ben müziğe çok önem veririm. Bir mimarın “Çok sesli müziği” tanımamasını kabul edemem. Hocalık zamanımda öğrencilere hiç konsere gidip gitmediklerini, klasik müziği sevip sevmediklerini sorardım. Pek çoğunun böyle bir ilgisi olmadığını gördüm. Hocalarda da durum çok farklı değildi. Bu tabii ANSİAD’ da böyle. Bir yandan ilkokullarda müziği ve çoksesliliği yaymaya çalışırken diğer yandan bir popüler türkücüye sanat ödülü verebiliyoruz. 

Acaba bu iş o kadar önemli mi? Halk zaten alışkın, alaturka müziğe devam etsek, Sinan türü camiler yapsak, Divan Edebiyatındaki gibi aruzla şiirler yazsak kıyamet mi kopar. Tabii ki bir şey olmaz ama ilkellikten de kurtulamayız. Rasyonel yaşamak için rasyonel düşünmek, düşünmek için de onun araçlarını kullanmak zorundayız. Yoksa acısını siyasette, bilimde, sanatta, hâsılı tüm yaşamda çekeriz.

MAKALE Yorumları