Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
HÜSEYİN BARANER
BAKIŞ
mail_outline : hbaraner@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

17.02.2009

Okunma Sayısı

24446

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Bir avuç insan dev bir sektör yarattı

Turizm yazarı Fehmi Köfteoğlu'nun da bu konu ile ilgili uzun zamandır araştırmalar yaptığını biliyordum: Birbirinden habersiz olarak aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcı Özgür Özaslan bu konuda tespit çalışmaları yaptığını özellikle kimse unutulmasın diye yurtdışı bürolarına talimatlar verdiğini ve Turizm Bakanlığımız adına 'Türk Turizmi Vefa Buluşması'nın hazırlıklarını yürüttüğünden haberdardım.

13. EMITT Fuarında Turizmde Vefa kokteyli'nin ilki Talha Çamaş ve Hami Fidanlıoğlu'nun katkıları ile gerçekleşti.


Bana gelen davetiyenin üzerinde ele-ele vermiş kuşakları simgeleyen güzel bir logo çalışması kenarında 'Turizmde Kuşaklar Buluşması' yazıyordu:

Saat 17:00'de EMİTT'in toplantı salonunda yerimi aldım: Elimde bir bardak rakı ile 'acaba kimler gelecek diye ayakta beklemeye başladım. Biraz sonra ülkemizde turizmi başlatmış duayenler birer birer salondan içeriye girmeye başladılar. Dikkat ile onlara bakmaya başladım: Kimisi yaşlanmış, kimisi halen zinde ve dik, kimisi eski günlerdeki gibi aynı heyecan içersinde kıpır kıpır, kimisi ise etrafa dalmış gitmiş halde duygulu bakışlar ile diğer davetliler ile selamlaşıyorlardı.

Salon iyice dolmaya başlamıştı ve her köşede turizm sektörünün her kesiminden farklı dönemlerde hizmet veren insanlar birbirleri ile kucaklaşıyor ve eski günlerdeki hatıraları paylaşıyorlardı. Bazen kahkahaya boğuluyorlar bazen de aniden hüzünlenip düşünceli bir hal içersinde birbirleri ile muhabbet ediyorlardı.

Koskaca bir Türk turizm sektörünü kuran, mayalayan, ateşleyen şahsiyetlerin bazıları artık karşımdaydı...


Sıra açılış konuşmasına geldiğinde EMITT'in Yönetim Kurulu başkanı Halim Bulutoğlu açılış konuşması için kürsüye çıktı:

Bulutoğlu davetlileri selamladıktan sonra; bu vefa kokteylinin bir ön çalışma olarak kabul edilmesini arzuladığını ve ileri bir tarihte daha kapsamlı bir buluşmanın gerçekleşeceğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti: Sadece ulaşabildiğimiz duayenlerimizi ancak davet edebildik; Türk turizmine emek veren kuşakların bir araya gelmesi projesine devam edeceğiz, unuttuklarımızı ve ulaşamadıklarımızı da biraraya getireceğiz.

Sonra derin bir nefes aldı ve; "Arkadaşlar artık değişik sektörler kendi tarihlerini yazdırıyorlar, ben aynı zamanda Türk Tarih Vakfı'nın bir yöneticisi olarak ta çok yakından biliyorum ki; diğer sektörler bu konuda çok ciddi çalışmalar yapıyorlar. Türk turizm tarihi'ni bizler de artık kayıt altına almalıyız ve kitaplaştırmalıyız" dedi ve sözü Turizm Eski Bakanı Bahattin Yücel'e verdi.

Yücel, önce yarım yüzyılı geride bırakarak Türk turizm sektörünün bugünlere gelmesinde emeği geçenlere teşekkür etti ve sektörümüzün ile ilgili bazı anektodları espirili bir şekilde anlattı. Yücel konuşmasına devam ederken, ben de geçmişi hatırlamaya, yeniden gözlerimde canlandırmaya ve davetlilerin Türk turizmi için neler yaptıklarını, hangi katkılarda bulunduklarını hatırlamaya çalışıyordum.

Yücel'in Türkiye'de çeşitli turizm faaliyetleri yanında uluslarası otomobil kiralama işletmeciliğinde yoğunlaştığını biliyordum. Yücel gelişen Türk turizm sektörünü sorunlarını ve taleplerini kamuoyuna taşıyan ve zamanında bir çok hükümeti ve bakanları bu konuda uyaran ve çözüm önerileri sunan ilk'lerden biriydi. Turizm sektörünün yavaş yavaş su üstüne çıkan sorunlarının ve sektördeki tıkanıkların kurumsal olarak takip eden bir konuma gelmişti. Çok başarılı bir TÜRSAB Başkanlığının arkasından sektöre olan ilgisi ve bilgisi onu Turizm Bakanlığına kadar taşımıştı.

Yücel, konuşmasının ortalarına doğru duayen turizmcilerden Hami Fidanoğlu sahneye davet etti bir konuşma yapmasını istedi; Fidanoğlu kürsüye doğru yürürken onun Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) ilk öğrenci turizm hareketlerinde Fransa'dan öğrencileri Türkiye'ye taşıyarak Türkiye'nin turistik ürünlerinin Avrupa'da tanınmasında ve pazarlanmasında ilk adım atan, Avrupa Turizm pazarının kalelerinden içeri giren Türk Turizm Akıncılarının başında yer aldığını hatırlamaktaydım. Fidanoğlu Türkiye'nin ilk seyehat broşürlerini hazırlayıp, Avrupa'da dağıtarak yetmişli yıllarda Türkiye'de üniversite yıllarında Avrupa'ya giderek orada ilk Türk kökenli Tur Operatörlerin kuran sayısız genç turizmciye de ilham kaynağı oldu. Uzun yıllar bazı işletmelere kuruluş yıllarında destek oldu. Avrupa'da pazarlarında Türkiye'nin de bir yer alabilmesi, bir köşe kapabilmesi için gerekli olan pazar altyapı oluşmunda önemli rol oynamıştı.

Konuşmaları dinlerken bir ara Kazım Zoto'yu gördüm. Zoto benim için örnek turizmcilerin yıllardır başında gelmekteydi. Zoto turizme gerçek içerik kazandıran, yarattığı ürüne ruh aşılayan bir lifestyle mimarı, hatta bir kültürel konaklama tatil ve gezi filozofu olarak uzun yıllar karşımıza çıkmıştı Türkiye'nin ilk 'kurtarılmış turizm bölgesi'ne imza atarak Turizm mesleğini ve ürününü mutfak, müzik, kültür ve sanat ile bir yumak gibi sımsıkı birbirine düğümleyen bir destinasyon mimarı idi o benim için...

Gerçek, kalıcı ve sürdürülebilinir turizm için son derece şart olan güzel duygulardan, dost ve barışcıl düşüncelerden ve en önemlisi insana ve insanlığa önyargısız yaklaşım sergileyen eşit ve derin saygıdan hiç bir zaman, hiç bir şart altında taviz vermeden cesaret ile yoluna mütevazi bir şekilde devam etti ve etmekte..

TÜROFED Başkan Yardımcısı Seçim Aydın ile konuşurken önümüzden Tura Turizmin kurucusu Çetin Saraç geçiyor. Saraç arkadaş ve ortakları ile Türkiye limanlarında kruvaziyer gemilere ilk handling hizmetlerini vererek bu işi ülkemizde başlatan kişi oldu. Türklerin bir çoğu ilk defa onunla turist olarak denizlere açıldılar. Atlantik'i geçtiler, okyonusları aştılar, Karadeniz'in güzelliklerini keşfedip, Ege Limanlarında eğlenip, tavernalarda kendilerinden geçtiler. Akdeniz, Ege ve Karadeniz limanlarında TURA markası Türk turistlerin bir simgesi olarak uzun yıllar bir mühür gibi işlev gördü.
Bir ara tam Seçim Aydın'a çıkaramadığım birkaç meslektaşımı soruyorum. Kim?' diye... Aydın hemen anlatıyor, zira kendisi herkesi tanıyor. Seçim Aydın yıllardır Ankara'da Türk turizm sektörünün bir nevi Fahri Büyük Elçisi olarak görev yaptı. Her kurumun,her kişi ve dostun hatta düşmanın bile başkentteki işlerine dürüstçe yardımcı olmaya çalıştı. Büyük bir pozitif enerji ile insanları, şirketleri, kurumları ve kamu görevlilerini biraraya getirmeyi başardı. İşlerin tıkanmaması için özellikle kriz yıllarında kendi işini bırakp başkaları için dostça koşturdu.

Davette Ersin Özgündoğdu ile karşılaştığımda karşımda gerçek bir duayen olduğunu yeniden hissetmekteydim. Hilton kökenli otelcilik mesleğiin abidesi Ersin Özgündoğdu istikrarlı ve verimli çalşmaları ile aynı şirkette 20 yıldır genel müdür olarak çalışabilmeyi başardı. Bu uzun yıllar sürecinde mutlaka yaşadığı ve üstünden geldiği büyük zorluklar olmuştur. Özgündoğdu büyük çaba göstererek, dişlerini sıkarak, mücadele ederek ülkemizde de insanların bir profesyonel olarak mesleklerini uzunca bir zaman devam ettirebileceğini ispatlamış oldu.

Özgündoğdu ile şakalaşırken aramıza kadim dostum Günaç Gürkaynak katıldı. Yetmişli yılların ikici yarısından seksenli yılların ortalarına kadar Antalya protokolünde önce Vali, sonra Belediye Başkanı ve hemen arkasından Talya Oteli'nin genel müdürü Günaç Gürkaynak gelirdi. Talya Oteli Antalya'nın simgesi haline gelmişti. Talya Oteli kentin misafir odasına dönüşmüştü. Antalya'ya gelen yerli ve yabancı siyasiler, sanatçılar, iş adamları hep Talya'da kalırdı. Bügün Akdeniz'deki birçok otelin düşünce olarak temeli Talya Oteli'nin lobisinde atılmıştı. Rahmetli Özal'ın turizm vizyonu paylaşmak için Antalya'ya hücum eden turizm yatırımcılarının çoğu Talya Oteli'nin meşhur müdürü Günaç Gürkaynak'tan fikir almadan projelerine başlamazdı. Gürkaynak Antalya turizmi gelişmesinde bir önder gibi yıllarca koşturup durdu hatta o yıllarda günde sadece tek bir 50-60 kişilik Fokker uçağının bile fazla geldiği Antalya'ya zaman içesinde yaptığı çalışmaların neticesi olarak yarattığı 'Antalya Merakı' ile günlük uçuşu 110 kişilik DC9'a çevirmeyi başarmıştı.

Selehattin Yetmişbir ile göz göze geldik: Hemen yanına gidip ellerini öptüm. Yetmişbir, 60 yıllardan başlayarak iki binli yılların başına kadar Güney Almanya'dan Türkiye'ye ilk charter uçaklarını kaldırdı. Selahattin Yetmişbir o yıllarda vatan hasreti ile yanıp tutuşan gurbetçilerini o yılların en modern ve lüks uçakları ile vatana taşırken yaptığı sosyal faaliyetler ile Almanya'nın resmi kurum ve kuruluşlarını Türkiye'ye ziyaretler ve geziler yapmasını sağladı. Türkiye'nin Almanya'da tanınmasına, Almanya'nın da Türkiye'de tanınması için o zaman için çok büyük olarak adlandırılacak dostluk etkinlikleri gerçekleştirmişti.

Türk sanat, edebiyat, ekonomi, sanayi ve spor dünyasının yıldızlarını her yıl Almanya'nın Stuttgart kentinde düzenlediği Büyük Balo'da bir araya getirdi. Hep kaliteye oynadı, çıtayı yüksek tuttu ve en büyük krizlerde bile kaliteden taviz vermedi, kendi şahsını hiçbir zaman ön plana çıkarmadı, saygılı, kültürlü ve kalite odaklı bir yaşan ve iş hayatı sergiledi.

Hemen yanımızda arkadaşları ile sohbet eden Ünver Gazes Türk Ege'sini değişik tur operatörlerine açan ve bu bölgede bir çok tur operatörüne yer ve incoming hizmetleri vererek Türk şirketlerinin turizm konusunda ne kadar başarılı, güvenilir ve hiç uyumadan dinlenmeden her gün 24 saat değişik kültürden ve dilden müşterilere en üst seviyede hizmet verilebileceğini ispatladı.

Bazı arkadaşlar ile iyice eskilere doğru dalmış, bazı isimleri soruyor ve nerede oldukları ile tahminlerde bulunurken yanımızdan Hüseyin Kurtoğulları geçiyordu. Kurtoğulları kurduğu Plan tours ile günlük şehir turlarının özelikle İstanbul’da kalesi olmuştu. İstanbul'a şehir turları ile yenikleri hep o getirmişti, taşımıştı. Türkıye'ye ilk iki katlı tur otobüslerini o kazandırmış şimdidi de helikopter ile şehir turları başlatmıştı. Uzun yıllar krizde, terörde, kötü hava şartlarında, zor piyasa şartlarında onun turları hep çıktı, otobüsleri hep hareket etti. Kalkış saatleri de İsviçre ayarlı gibiydi. Hep tam zamanında ve istenilen yerde İstanbul meraklılarını bu megapol ile buluşturdu.

Öbür masada Türkiye'nin 'Bay Turizm'i gözlerime takıldı. Süha Uyar, 68 yıllarında Bosfor turizmde rehber olarak başlamıştı. Kendi şirketi Ideal Turizm'i kurduktan sonnra çeşitli Avrupalı şirketlere Türkiye'de hizmet verdi.Yedi dönem TÜRSAB Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. TV8'de tam altı yıl her hafta nonstop 'Bay Turizm' programında Türk kamuoyunu turizm sektörünün gerçek imkanları ve zenginlikleri hakkında aydınlattı. Uzun yıllar Türkiye'nin turizmdeki potansiyeli' 60 milyar dolardır' diyerek şu an yapılan yatırım, tanıtım ve pazarlama ile ilgili yeni vizyoner proje ve stratejiler önerdi. Turizmden TV dünyasına kaydı ve uzun yıllar program yaptığı TV 8'de en son genel yayın yönetmenliğine kadar yükseldi. Hala turizmde yılda 60 milyar doları yakalayabileceğimiz inancını gönlünde taşıyor.

Karşıda Nezih Duru'yu görüyordum. Selamlaştık. Sohbet etmeye başlamıştık, onu dinlerken çok eskilere doğru daldım: Spor öğretmeni olan babası ve amcasını kurduğu Duru Turizmi efsanevi Yusuf Duru ile dünyanın dört bir köşesindeki destinasyonlarda uzun yıllar üstün 'Türk Markası' olarak yerleştirmeyi başarmışlardı.

Tahiti'den New York'a- Tokyo'dan Brezilya'ya kadar DURU Türkler için yurdışı vizesi olmuştu.

Türk müşterileri Anadolu ve Türk sahilleri ile tanıştırmışlar o yılların meraklı, aydın, istekli ve gezgin Türklerini dünyanın dört bir köşesine taşımışlardı.
Tam bunları düşünürken Yanımda Süha Alnıtemiz'in dikildiğini fark ettim.

Alnıtemiz de çok zor işler başarmıştı. Kendisini tamamen turizme adayarak kurucusu olduğu İremtur ile iç turizmi hem kurumsallaştırdı hem de kitleselleştirdi: İç turizmi 80'li yıllarda yüzbinlece Türk'ün gönlüne soktu, kendinin yarattığı tur ve seyahat paketleri ile Türkiye'de geniş çapta turizm ve tatil heyecanı yarattı. İç turizmde sahillerdeki otellere Avrupalı tur operatörlerinden daha fazla cirolar sağladı; gece gündüz çalıştı, uğraştı ve koşturdu. Personel eğitimine önem verdi. Birçok meslek seçiminde henüz karar vermemiş gençi o yıllarda turizme kazandırdı.

Hüsnü Gümüş ile bir ara yan yana geldik: Yanımıza Lothar Schmidt geldi ve bizlere katıldı. Hüsnü Gümüş 1974 yılında Turizm Bakanlığına girmişti. Uzun yıllar Almanya ve Avusturya'da tanıtma ateşeliği yaptıktan sonra meslek yaşamının sonuna doğru Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü'ne atanmıştı. Gümüş, Almanya'da Türkiye'yi tanıtan ilk kadroda yer almıştı. Çok çalışan, bir toplantıdan diğer bir fuara koşturan mütevazi, yardım sever ve saygın bir Türk Turizm Elçiliği yaptı. Herkese ve şirkete eşit davrandı, onlara elinde geldiği kadar destekledi. 30'a yakın değişik bakan ile çalıştı, her dönemde, her siyasi değişiklikte sadece ve sadece turizm sektörünün yanında oldu. Kriz yıllarında uzun yllar içerisinde edindiği Avrupa'daki tanıdık tur operatörü ve seyehat acentası sahibi ve yöneticilerini ağını harekete geçirdi. Çok zor günlerde bile çok dar imkanlar ile bu kasaba senin, şu köy benim koşturup durdu. Türkiye'yi hakkı ile tanıtmaya çalıştığını gözlerimin önünden kare kare geçirirken Lothar Schmidt koluma girdi...

Lothar Schmidt kim mi? Schmidt bir Türkiye Aşığı, O bir Viyana kökenli İstanbul Beyefendisi. O bir Türkiye Misyoneri.

Avusturya'lıları Türkiye ile tanıştıran, Türkiye'yi Avusturyalıların rüyalarına sokan ve Avusturya'da Türk turizm için sayısız elemanı yetiştiren gerçek bir duayen turizmci. Schmidt'in seksenli yıllarda Türkiye için hazırladığı mega kataloglar uzun zaman piyasalarda konuşulmuş, hatta sonra bir çok diğer şirket ve ülke tarafından kopyalanmıştı. Çok güzel ve doğru Türkçesi ile piyasa bilgilerini, tecrübelerini hep Türk turizmciler ile paylaşmıştı. Schmidt ile muhabbet ederken aramıza Ertuğrul Karaoğlu'da katıdı.

Karaoğlu Turquiemera ve Turbanitalia'dan sonra yıllardır IntraTours ile İtalya’da Türkiye'nin turizm kalesi oldu. Her yaştan, her meslekten ve her segment'ten İtalya’yı Türkiye'ye taşıdı. İki ülkenin inişli çıkışlı ilişkilerinin turizm kanadında hep istikrarlı bir tutum içersinde iki ülkenin toplumlarının ilişkilerini hep dost ve sıcak tuttu. TÜRSAB Yönetim Kurulu üyeliğinde yabancı heyetleri ve meslektaşlarımıza yabancı dilleri ile Türkiye'yi sade bir dil ile anlatmış, onların ülkemize yakınlaşmasın sağlamıştı.

Karşıma Ferit Volkan çıkıyor. Kucaklaşıyoruz: Volkan Türkiye'nin uluslararası otel zincirlerinin ilk Türk Genel Müdürü olarak tanınmıştı. Bilgi ve tecrübesi ile Türklerin otel müdürlüğü mesleğine çok yatkın olduğunu yıllar içersinde yabancı piyasalara ispat etmeyi başarmıştı. Türklerin bu mesleği en iyi yapabilen ve ürün geliştirme konusunda çok özel bir yeti ve vizyona sahip olduklarını küresel büyük zincirlere yansıtmaktaydı. Otelcilik mesleğine gönül vermiş, bu işi kendine meslek seçmiş genç Türk meslektaşlarını yurtdışında yüksek görevlere gelmesine vesile olmuştu.

En sevdiğim duayenlerden biri elleri ile omzuma vurup "Hüseyin" diye sesleniyor...

Karşımda Asım Akcan. Akcan, Avrupa'da ilk sezonluk uçak organizasyonu -charter koltuk yönetimi ve acentalar arası yıllık koltuk kontenjan dağılım ve planlama işini yapan Türk. Uçakların koltuk kapasitelerini bir terzinin kesip dikerek şekil verdiği kumaşlar gibi her acentaya, mevsime, tatile ve bütçeye uygun şekilde planlamakta bizim Almanya’daki üstadımızdı. Çok uzun yıllar Alman uçak şirketlerinin charter müdürlerinin en güvendiği Türk planlamacı oldu. Çalıştığı ve yönettiği şirketler için yıllık ve sezonluk olarak kontrat aldığı uçakları hep başarı ile Türkiye'ye uçurmayı başardı. Almanlardan daha planlı ve gerçekçiydi. Olmayacak işi baştan söyler ve aşırı heyecanlı hesapsız yeni acentaları son derece riskli olan charter işinde ticari hüsrandan korurdu. Akçan'ın verdiği söz piyasalarda büyük itibar görürdü. "Olacak" dedi mi o iş mutlaka olurdu. "Bu iş olmaz dedi" ise de, o işten gerçekten olmazdı.

Akcan'a büfeden bir içki alırken Songül Etili ile karşılaştım...

Etili Hollanda ve Beneluks ülkelerinde Türkiye'nin iyi bir tatil ülkesi olduğunu ilk vurgulayan, Akdeniz ve Ege'nin o can alıcı, o insanın başını döndürücü koylarını, yepyeni sıfır kilometre muhteşem otellerini tanıtabilmek için yüzlerce yabancı seyahat acentasını onlarca yıldır dolaşmaktaydı. Paket ve individüel turlar ile Hollandalıları yaz-kış Türkiye'ye taşıdı. Kriz ve sorunlu yıllarda Hollanda'da o hep Türkiye için vardı. Türkiye'nin ürün çeşitliliğini tanıtımı için Hollanda'da birçok etkinliğe imza attı, diğerler önemli etkinlilere sponsor olarak Türkiye'yi hep ön sırada tutmayı başardı. Sahillerde arka arkaya açılan yepyeni otellerimizi satışlarını ve pazarlanmasını hızlandırabilmek içib didindi, çalıştı çabaladı sayısız Hollandalı turizm satış elemanını, medya medya mensuplarını Anadolu'ya davet ederek onları Türk ürünleri ile tanıştırdı, eğitti.

Genç denilecek bir yaşta turizminde duayen konumunda olan Barut ile Prinççioğlu'nu yan yana yakaladım.
Fethi Pirinçoğlu'nun oğlu Ceylan Piriçoğlu turizm dünyasının içine doğdu. Küçük yaşından itibaren Seyahat acentaların o güzel tatil ve ülke poster ve afişlerine aralarında büyüdü. Türkiye'nin ilk profesyonel acentalarından olan VIP Turizm dünyanın en meşhur, en önemli kişilerinin Türkiye'ye gelişlerini sağladı. Çok değişik organizasyon altyapısı ve yetisi büyük beceri ve sorumlulukla Kraliyet mensubu kişilerin düğünlerinden tutun da dünyanın en önemli kuruluşların uluslararası mega toplantı, kongre, incentive ve sosyal etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Dünya liderleri ile bizzat iyi ilişkiler kurarak özellikle Istanbul'un ve Anadolu'nun her köşesinin yurtdışında büyük turizm kongreleri ve etkinlikleri almasını sağladı. PR ve insan ilişkilerindeki başarısını turizmin esas alt yapısı olarak gördü ve değerlendirdi. Prinççioğlu, dost olduğu dünya sosyetesini de zaman zaman Türkiye'ye getirmeyi başararak Türkiye için çok önemli tanıtımları gerçekleştirmiş, binlece yabancı gazete, dergi ve TV'de Türkiyemizin olumlu ve davetkar olarak haber olmasını sağlamaktaydı ve halen aynı başarı ile de devam ediyor.

Aynı Prinççioğlu gibi Ahmet Barut da çocukluğunu babasının sahibi olduğu Side'deki Cennet Otelde geçirmişti. Babası Ali Barut'un kurduğu Cennet Oteli tüm Türkiye'de 'Akdeniz Akşamları'nın simgesi olmuştu. O yılların en önemli otellerinden biriydi. 70 yıllardan seksenli yılların ortasına doğru bir çok yabancı Türkiye'nin gerçek misafirperverliğini ve özellikle gerçek Türk mutfağını Cennet Otel'de tanımıştı. O yılların Türkiye'sinin en meşhurları, en önemlileri de Cennet Otel'de buluşur, orada doya doya tatil yaparlardı.

Çocuk yaşta turizm dünyasında büyüyen Ahmet Barut Türkiye'de ve yurtdışında aldığı eğitim ve çeşitli işletmelerde gördüğü stajlar sayesinde turizmin her birimini yakından tanımıştı. Delikanlı yaşlarda edindiği birikim ve deneyim Türkiye'nin turizmde büyüme kararı aldığı yıllar ile denk düşmüştü. Kardeşleri ile tam zamanında Türkiye'nin atağa geçtiği bir zamanda ailenin turizm bakışına daha profesyonel bir açılım, bir kurumsal perspektif kazandırarak sağlıklı ve itibarlı bir yükseliş ve büyüme göstermeyi ailecek başardılar.

Davetin sonlarına doğru 'Hallo Hüseyin' diye almanca bir ses duyuyorum. Karşımda Dieter Schenk. Uzun yıllar Robinson'ların Türkiye Genel Müdürlüğü'nü yapan Schenk, Türk turizmin özellikle üst segmentteki müşteri grupları tarafından tanınması ve talep görmesi için uzun yıllar çok ciddi çalışmalara imza attı. Türk turizminin doğru gelişmesi, ürün çeşitliliğinin çoğalması ve kalitenin ülkemizde korunması ve her yıl yukarıya çekilebilmesi için sayısız toplantılar, workshoplar ve seminerler düzenledi. Türk bir bayan ile evlenerek artık bizden biri olan Schenk dünyadaki yeni ve başarılı konseptleri takip eden Türkiye'de uygulamaya geçiren çok özel ve önemli Turizm hareketinde bir nevi öncülüğünü yapıyor.

Son olarak yılların turizm fotoğrafçısı, yılların emekçisi, gönül ve sanat adamı Halil Tuncer'i yakalayıp öpüyorum. 1971 yılından itibaren bugüne kadar aralıksız olarak Anadolu'nun her köşesini fotoğrafları ile dünyanın beş kıtasında fuarlara, sergilere, galerilere taşıyan, ekmeği, suyu, havası Türkiye fotoğrafları olan aziz Halil Tuncer'e tüm sektör adına teşekkürlerimi sunuyor, onun ile dertleşiyorum.

Davette ileri yıllarda yazacağım birçok turizmci daha vardı.

Bu köşeye hepsini sığdırmak imkânsız. Önemli olan ülkemizde turizmi başlatan, turizm sektörünün gelişmesi için büyük çabalar harcayan, hatta hayatlarını turizme kilitleyen bu duayen turizmcilerimizi devamlı olarak aramızda görmek, onlardan faydalanmak, onların tırnakları ile kazıyarak açtığı yollardan başarı ile devam etmek. Bu yukarıda yazdığın şahsiyetlerin çoğu çok zor badireler atlatmış, ellerindeki avuçlarında ne varsa turizmin gelişmesi için hiç düşünmeden harcamış, bu mesleğe bu ülkeye gönül vermiş öncü müteşebbislerdir. Aralarında bazıları ticari olarak başarılarını devam ettirirken bazıları da kariyerlerinin sonuna doğru piyasaların bugünkü acımasız şartlarına yenik düşmüş ama hala Türk turizme sımsıkı aşık büyüklerimizdir.

Eğer Türkiye iftihar edecek kendini bu ülkenin geleceğine adamış şahsiyetler arıyor ise bence yukarıdaki isimlere başvurabilir.

MAKALE Yorumları