Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

26.01.2020

Okunma Sayısı

1122

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Bilge Tonyukuk Yılı ve Cahil Profesörler...

Türkiye, son 18 yıldan beri maruz kaldığı büyük bir felaketi yaşıyor; örgütlü cehalet... Devletin omurgasını oluşturan kurumlar cahil, ehliyetsiz, liyakatsiz kadrolarla dolduruldu. Kurumlar vasıfsızlar tarafından işgal edilmiş durumda...

Devleti ayakta tutan temel kurumlar tahrip ediliyor; devletin iskeleti bozuluyor. Bunun örneklerini günlük hayatımızda her gün yaşıyoruz.

Söyler misiniz, hangi kurumdan şikâyetçi değiliz vatandaş olarak?

Adaletten mi, emniyetten mi, eğitimden mi, siyasetten mi, ekonomiden mi, güvenlikten mi, maliyeden mi, üniversiteden mi,  hak hukuktan mı?..

Hangisinden şikâyetçi değiliz?

Hangisi doğru düzgün işliyor?

***

Adı gereksiz bir televizyon kanalında bir cahil kalkmış şöyle diyor: "Kemalistler ezanı Türkçe okutarak Müslümanlara zulmetti."

Bir başka kanalda bu kez bir münasebetsiz şöyle şakıyor: "İyi ki Emevi komutanlar Türkleri kesti de Müslümanlık geldi. Yoksa halimiz perişandı" mealinde ifadeleri bizzat dinledim!

Türkçe ezan konusunu önce ele alalım. Bir de bu ifadeleri madalyonun ters yüzünden okuyalım; bin yıldan beri anadili Türkçe olan bu ülkede ezanı Arapça okutmak, ibadeti Arapçaya mecbur etmek Türklere zulmetmek değil midir?

Dahası var, bir devlet üniversitesinde milli marşımız olan İstiklal Marşını Arapça okutmaya çalışmak neyin nesidir?

Bunun adı nedir?

Yıllardan beri anadilde ibadet ilkesinin benimsenmesi için gösterilen gayretler bir türlü sonuç vermezken, bu milletin ruhu olan, hürriyet bayrağı olan bir marşı kalkıp "Arap günü" bahanesiyle Arapça okutulması neyin nesi?

Bir başka gün, "Yunan günü" ya da "Ermeni günü" diye okutmaya kalkan olmayacağını kim garanti edebilir?

Bir zamanlar siyasi iradenin güçlü üyesi olan bir zat cemaatin oluşturduğu örgüte (FETÖ) hitaben; "Biz varsak siz de varsınız. Sizin garantisiyiz. Ona göre ayağınızı denk alın" (mealen) derken (Bülent Arınç'tan basına yansıyanlar) birden cemaat ve mensupları birinci derecede düşman ilan edildiler.

Söyleminde haklıydı bu zat, zira FETÖ'nün doğuşu, büyümesi, gelişmesi, olgunlaşıp zirveye ulaşmasında emeği olan, desteği olan başta B. Arınç gibiler olmak üzere 18 yıldan beri iktidar olan bugünkü siyasi iradenin ta kendisiydi!

Sonuca bakalım, dolayısıyla kimse kimsenin "garantisi" olamaz, olamıyor!

Yarın birileri çıkıp İstiklal Marşımızı "Ermenice" söylemeye kalkmayacağını Bay Arınç gibiler garanti edemez!

***

Ezan'ın kısa bir dönem Türkçe olarak makamına göre okunduğu doğrudur. O Türkçe okuyuş sayesindedir ki cahil cühela "Allahuekber" kelimesinin "Allah Büyüktür" (Tanrı Uludur) demek olduğunu öğrendiler. Türkçenin ruhu "Tengri" (Tanrı) sözcüğü olduğunu bilmeyen cahiller elbette Türkçe ibadete karşı çıkarlar!

Çünkü bu sözcük, Moğolistan'ın Ötüken bölgesinde bulunan "Kök Türk Yazıtları", "Orhun Yazıtları", "Orhun Abideleri" olarak da bilinen Türk'ün taşa yazılmış anayasasının ilk çözülen/okunan sözcüktür. Bunun hikâyesini belgeleriyle, görselliklerle detaylı yazdım (Teker İzinde Ötüken, 2015).

Tengri kelimesi Türkçenin kalbidir.

Tıpkı bir canlının kalbi gibi...

Nasıl ki insanın kalbi durunca insan ölür, "Tengri" sözcüğünü unutmak, unutturmak ya da yasaklamak da Türkçenin kalbinin durması demektir...

***

Ezanın sembol olarak namaza çağrı amaçlı bir ifade olması artık toplumda kabul görmüş ve yerleşmiştir, artık bunun Türkçesinin ya da Arapçasının kıyaslamasını yapmanın çok anlamlı olduğunu sanmıyorum.

Fakat ibadet Türkçe esasına göre yeniden düzenlenirse, vatandaşın beş vakit 40 kere okuduğu Fatiha suresinin Türkçe anlamını böylece öğrenir. Yemeklerden sonra asker karargâhlarında "Tanrımıza hamdolsun, milletimiz var olsun!" toplu duadaki söylemine bile tahammülü olmayan örgütlü cehalet zihniyetinden Türkiye'nin devasa sorunlarına radikal çözümler üretmesini beklemek hayalcilik olur.

***

Yaklaşık 80 yıl önce "deneme" bağlamında uygulanan Türkçe ezan konusunu istismar ederek Türkçenin aleyhinde konuşan cahillerin Türkçe ibadete taraftar olmaları zaten mümkün değildir. Hele ki bu yılın, 2020 yılının, Gök Türk Devletinin siyasi dehası, Bilge Kağan'ın müsteşarı "Bilge Tonyukuk" yılı olarak UNESCO tarafından ilan edilmesinden haberdar olmasını beklemiyorum.

Çünkü cahillik paçalarından akıyor!..

2020 yılı UNESCO tarafından "Bilge Tonyukuk" yılı ilan edildiğini okuyunca bu örgütlü cehalet zihniyetli yetkililerden bir "ses" çıkar mı diye bekledim... Ne mümkün!..

Onlar Arapçılık oynamaya devam ediyorlar!..

Tarih kaynakları şunu belgeleriyle ortaya koydu: İS 720-21 yıllarında iki Bengi taşına yazdığı yazıtlarıyla Bilge Tonyukuk ilk Türk yazar ve ilk Türk tarihçi unvanını almıştır.

Tonyukuk aynı zamanda Bilge Kağanın hem kayın pederi hem müsteşarı hem de Gök Türk Devletinin en ünlü başbakanıdır. 2020 yılının Bilge Tonyukuk ününe yakışır kültürel etkinliklerle kutlanması ve Türk gençliğine anlatılmasını umuyorum.

***

Türkleri kesen Arapları haklı gören prof etiketli zata bakalım şimdi.

Türk ve Türkçe düşmanı olan cahiller Türklerin Araplar tarafından kılıçtan geçirilmiş olmasını "mubah" kılacak kadar şaşkın ve izan fukarasıdırlar. Bu zihniyetteki kalabalık etiketli cahiller her gece renkli ekranlarda boy gösteriyorlar. Belli ki biat etme kültürü sayesinde o noktalara emek vermeden destekle itilerek çıkarılmışlar...

Bu cahiller, tarih profesörü olsalar bile tarih konusundaki seviyesizce konuşmadan geri kalmıyorlar! Onlara göre 1300 yıl önce Kuteybe komutasındaki Emevi Arap ordusunun Buhara'ya, Semerkant'a, Horasan'a girip Turan coğrafyasını kana bulaması da önemli değil!

İllaki Araplık, Arapçılık, illaki "faize helal deme zihniyetli" Emevi Müslümanlığı!..

Gayeleri zenginlikleri soyup talan etmek olan Arap canilerini metheden bay tarihçi profesörün kimin adına, kimin desteğiyle bu ifadeleri kullandığı merak konusudur!

Bu tarihçi zata göre, Türkistan coğrafyasında on binlerce Türk'ü katlettikten sonra onların cesetlerini yollar boyunca ağaçlara astırması da "makul" kabul ediliyor olmalı!

On binlerce erkek ve kadını esir alıp Hive'ye ve Horasan'a kadar yürüterek esir pazarlarında satması da bu bay prof etiketli zata göre "makul" sayılmalı!

Din adına kılıçtan geçirilen Türklerin ne kadar değerli varlığı varsa talan edip ganimet diye yağmalayan Arap çapulcuları da bu prof unvanlı zat için "mubah" sayılmalı!

Türk yurdunu ateşe verip kızları cariye yapmak da bu zat için "mubah" sayılamalı!..

İşte böyle gerçeklerle karşı karşıya getirildi bu yalnız bırakılmış şansız ülkem!

Bunları yazma şansızlığı da bana düşüyor...

 

MAKALE Yorumları