Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

19.03.2019

Okunma Sayısı

4014

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Beka-MEKA Meselesi

(KOLTUKLARIN BEKASI)

Muhterem politikacıların ağızlarında "sakız misali" çiğnedikleri "beka" meselesi hakkında düşüncelerimizi aktaralım. 

Önce, "beka" ne demektir?

Arapça kökenli bir terimdir. 

Sözlük anlamları şöyle sıralanıyor: 

1-"Önceki durumunu koruma.", 

2-"Sürdürme; devam; sebat. 

3-"Kalıcılık; yok olmama. 

4-"Ölmezlik; ebedi olma."

Bu ifadeler Türkçedir. 

Ayrıca, Arapça ve Farsçanın karışımı olan "Osmanlıca" denilen Osmanlı Türkçesi için farklı ifadeler de var. Merak eden sözlüklerden öğrenir. 

Bu tariflerin ortak noktası, "yok olma, varlığının son bulması" tehlikesini çağrıştırmaktadır. 

Güncel sorular şudur: 

Türkiye'nin gerçekten yok olama tehlikesi mi var? 

Türkiye'nin sonu mu geldi? 

Dünya haritasından silinme tehlikesi mi var? 

***

Ülkemin bir "beka" sorununun olup olmadığını herkes merak ediyor. Örneğin vatandaş soruyor: kasabada, ilde belediye azasının, başkanın seçimi, hatta köyde muhtar seçiminin Türkiye'nin  "bekası" ile neden ilişkisi olsun? 

Köyüne muhtar seçen vatandaş, "adam kandıran partiden" seçilirse Türkiye'nin "beka" sorunu kalmayacak, fakat başka bir partiden seçilirse Türkiye'nin geleceği karanlıktır, Ülke yok olacak! Böyle bir mantık var mıdır?

İşte bu gerekçe ile çok muhteremler (!) durmadan bir "beka" sorunundan söz ediyorlar. 

Türkiye'nin gündemindeki esas konular; adaletsizlik, işsizlik, yolsuzluk, hırsızlık, ekonomik kriz unutulmuş, üzeri örtülmüş hayali tehlikeler konu edilerek, konuşarak halkı uyutulmaktadır.

***

Şimdi gerçekten bir "beka" sorunu olup olmadığını irdeleyelim. 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekası tehlikede mi? 

Türkiye nasıl yok edilebilir? 

Türkiye'nin geleceği nasıl tehlikeye girer? 

Bu sorular çoğaltılabilir. İrdelemeye devam edelim.

*Türk Milletinin milli bilinci kaybolursa, milli ve manevi değerler kişilerin menfaatleri, makamları için istismar edilirse, milletin aidiyet ruhu yok edilip ayaklar altına alınırsa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu felsefesinden uzaklaşıp tarihi kurtarıcı kahramanlara iftiralar atılırsa, 

*Her toplumun bir aidiyet kimliği vardır. Türk Milletinin kimliği de "Türk" kelimesiyle bilinir. Eğer devleti idare edenler Türk Milleti demeyip de sadece "millet" diyorsa, o zaman Türk Milletinin kimliği yok ediliyor demektir. Bu kimliksizleştirme eylemine karşı toplumdan bir tepki gelmiyorsa, üstelik bu politikacılara "....seninle gurur duyuyor..." deniliyorsa,

*Bir toplumun can damarları, emniyet supapları olarak kabul edilen stratejik özelliğe sahip ekonomik kurumları, örneğin, askeri mühimmat üreten kuruluşlar, enerji üreten kuruluşlar, tüm haberleşme ağını oluşturan sistemler, finans kaynağı bankalar, kara-deniz-hava ulaşım yolları yabancılara satılmışsa, Türk halkı artık mal-mülk sahibi değil "kiracı" konumuna getirilmişse, 

*Eğitim sistemi çağ dışı yöntemlerle tahrip edilmişse, akıl ve bilim geri plana atılmışsa, hurafeler öne çıkarılmışsa, bellemek yerine ezberlemek temel ilke olarak okullarda benimsenmiş ise, irdelemeyen, sorgulamayan bir nesil yetiştiriliyorsa,

*Gıda üretiminde kendine yeten dünyadaki ilk beş ülkeden biri iken, gıda üreten tüm kaynakları kurutup köyleri, tarım alanlarını kent yapıp üreten toplum yerine tüketen toplum konumuna sokulursa, tahılda, bakliyatta, ette, soğan ve patateste bile dışa bağımlı hale gelinirse, 

*Lüks yaşam araçların ithalatı artarsa, alabildiğine israfa devam edilirse, ihracat azalırsa haliyle mali-cari açık yükselecektir. Dış borçlar alınıp betona gömülürse, "yol medeniyettir" deyip halkı aldatırsa, bir kısım yandaşlara menfaat sağlanırsa, 

*Ülkeyi idare eden siyasi güçler hem yetersiz hem liyakatsiz hem cahil olursa, kendi ayıplarını görmeyip her başarısız olayda "günah keçisi" arayan bir zihniyetle olmayan hayali düşmanlar yaratarak suçlarını, kabahatlerini "dış güçlere" yükleyip halkı aldatmaya devam ediyorsa, 

*Cahilliği, avamlığı, liyakatsizliği, yolsuzluğu, yalancılığı teşvik eden bir zihniyetle ülke yönetiliyorsa, tüm bunları görmeyip yine okumamakta ve aklını kullanmamakta ısrar eden bir seçmen varsa,

*Politikacılar dün söylediklerinin bir gün sonra tersini söylüyorlarsa, söylediklerini inkâr ediyorlarsa, yalan söylemeyi meslek edinmişlerse, iktidar muhalifi çirkin politikacılar dün tükürdüğünü bilinmeyen bir sebeple yalıyorsa,

*Din kutsalını merkeze koyup her vesile ile din politikanın aracı olarak kullanılırsa, insanlar Tanrı ve Kur'an ile aldatılırsa,  camiler, minberler siyasi propaganda aracı yapılırsa, 

*Akademik kadrolar, üniversite idarecileri ikbal ve makam için suskunsa, bilim haysiyetinin gereği olarak gerçekleri ve doğruları söylemeye bilim insanları, sanatkârlar korkuyorsa, 

*Devleti idare ettiklerini sanan yöneticiler, toplumun geleceği ve menfaati yerine koltuklarının "bekası" için her türlü yalanı söylemekten geri durmuyorsa, 

*Adalet, hak, hukuk sokakta ve siyasi parti koridorlarında aranıyorsa, işte o zaman bir "beka" sorunu var demektir.

***

Sonuç

Yukarıda ifade ettiğimiz tüm açıklamaların yegâne müsebbipleri, koltuklarını korumak için, makamlarında kalmak için, devletin imkânlarını sömürmeye devam edebilmek için hayali uydurma ile "ülkenin bekasını" öne çıkararak "koltuklarının bekası" için konuşurlar. 

İşte böyle idarecilerin olduğu ülkenin geleceği karanlıktır. 

Ayrıca, bu tablonun ortaya çıkmasına sebep olan vatandaşların şikâyet etme hakkı olabilir mi? 

Bu idarecileri, "beka" sorunu var diyenleri, bu toplum seçti maalesef! 

Doğru söyleyeni de, yalancıyı da, hırsızı da, düzenbazı da toplumun kendi ürünüdür. 

Bilinen bir ifadeyi de hatırlatalım, her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir. 

En önemlisi de Tanrı'nın şu buyruğudur, "Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırırım" (Yunus Suresi, 100. Ayet)

MAKALE Yorumları