Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
HÜSEYİN BARANER
BAKIŞ
mail_outline : hbaraner@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

24.03.2019

Okunma Sayısı

2544

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Başkan adaylarına sesleniyorum!

Dünya turizmi her anlamda çeşitleniyor, sadece ürün ve müşteri değil destinasyondaki problemler ve sıkıntılarda yöreye ve ülkeye göre çeşitli tehlikeler arz ediyor.

Dünyamızdaki sosyo-ekonomik bozukluklar, gelir dağılımında bölgesel dengesizlikler, eko dengelerde ciddi alt-üst olmalar canlıları göçe zorluyor.

Son yıllarda kuruyan göller, artık akmayan ırmaklar, yeşermeyen ormanlar, erozyonda kuruyup, toz olup kaybolan tarlalar, insanları her yıl artarak destinasyonlara doğru göçe itiyor.

Sadece Türkiye’de değil;

Afrika'da, Asya'da, Güney ve Orta Amerika'da  durum bu!

Anadolu'da kendisini ve ailesini artık doyuramayan, geçindiremeyen insanlar yurdunu terk ediyor, yuvasından uzaklaşıyorlar.

Yaşam bölgelerinin sosyal yapısını geniş çapta tahrip eden, yerel-işsizliğin ürettiği 'ele kula muhtaç olma Duygusu’nun verdiği acılar çoğu zaman ailecek insanları, aynı kuşlar gibi yeni sulaklara doğru kanat çırpmaya zorluyor.

Dünya turizmi büyüdükçe turizm beldelerine olan göç artıyor:

Türkiye'de de, Antalya'da da, Bodrumda' da durum pek farklı değil.

Ve bu düzen çoğu zaman ritmik bir makine gibi çalışsa da, bazıları zaman içersinde artık köyüne ve yurduna hiç geri dönmüyor. Çocuklar iki arada bir derede kalıyor. Bir değil, birkaç kültür farkını aynı anda o taze ruhlarında yaşıyorlar. 5 yıldızlı de luxe otellere sadece birkaç yüz metre uzaklıkta yaşayan, çalışan, oynayan 'göç çocukları', turistik bölgelerde hem o bölgenin yerlileri hem de turistler için uzun zaman ötekiler olarak kalıyorlar.

Tatil beldelerimizde en az üçlü bir kültür çakışması yaşanıyor.

Otele gelen yabancı turistin kültürü bir yanda, otelde çalışan ve göç sonucu oraya gelmiş kişinin kültürü diğer yanda ve bir de yöre halkının kültürü.

Göç sonucu belki kırsal kesimden, belki Doğu'dan gelen bir otel çalışanın yeni tanıştığı bu iki kültür arasında yaşadığı kültür depremi, birçok sosyal ve psikolojik problemi beraberinde getiriyor.

Yeni yerleşim sahaları adı altında birçok belediyenin 'kaynak yaratma' bahanesiyle, yanlış politikalarla turizm ve konut alanları yaratarak, aslında kaynak yaratmayıp, mevcut ve ülkemizin ulusal geleceği için çok önemli turizm kaynaklarını yok ediyorlar.

Türkiye’mizin son yıllarda bu rantı yüksek bölgelerimizde göç ve yeni yerleşim merkezleri çoğu zaman siyasi ve ticari rant guruplarının işbirliği ile yönlendiriliyor.

Kim bunlar?

Hiç fark etmiyor: Dün o partinin adamı, bugün bu, yarın öbür partinin: Genelde konjonktüre göre her partinin adamı olanlar, olabilenler...

Daha da kötüsü halkımız arasında 'ne olur, ne olmaz' diye dört oğlunu da birbirine rakip, ayrı ayrı siyasi partilerde üye kaydettiren uyanık 'rant ağaları' turistik beldelerin girişlerinde ağaç altında, gölgede çaylarını yudumlarken, göçmen çocuklara ayakkabılarını boyattırıyorlar.

Sahil yörelerinde ki göç sorunlarına çözümler ve gerekli tedbirler yerel idare'nin baskısı ile Ankara siyasetinde zaman zaman masaya yatırılsa da , durmak bilmeyen göç her katmanda ilgili ve sorumluları ciddi bir şekilde zorluyor, aşıyor. İyi niyet ile bu sorunlara ve tehlikelere çözüm arayan bazı turistik beldelerimizin yönetimlerinin yetkileri taşıdıkları sorumlulukların çeyreği kadar etmiyor.

Sezonluk aşırı tatilci ve iç-göç hareketleri yüzünden yerelde ciddi kilitlenmeler çok yönlü sorun olarak turizmdeki hizmet akışınada engel oluyor.

Özellikle “bu yıl turizm patlaması var!” diye kendi bölgelerinde iş ve müşteri bulamayan esnaflarda destinasyonlarımızda basit işlerde çalışabilmek için Türkiye’nin her kesimden gelmeye devam ediyorlar.

Turizm ve otelcilik önemli bir hizmet sektörü; eğer doğru yapılırsa, profesyonelce icraat edilirse o zaman "basit bir iş!” kesinlikle değil!

Bir otelde çalışacak her elemanın belirli bir turizm eğitiminden geçmesi, iç-ve dış rekabette daha da önem kazandığına vurgu yaptığımız 2019 sezonunun başlangıcında çok özel dikkat gerektiğini hatırlatıyorum.

Türkiye turizm elemanlarını eğitim konusunda  ilk defa yeni Bakan Mehmet Ersoy ile doğru çözümlere doğru ilerliyor.

Bu yaklaşımı esnaflar için Ticaret odalarından da talep ediyorum.

Şu an Türkiye birçok konuda gergin bir durum sergiliyor .

Toplu istişare olmadan günlük mücadeleler, kalıcı, çözümlere dönüşemiyor.

Herkes kendi çıkarları doğrultusunda koşturuyor, Birlik beraberlik diye bir şey tarih oldu kadim ülkemde.

Ayrıca Türkiye’de Genel Siyaset çok ağır, buldozer gibi fikirleri ve liyakati eziyor.

Particilik Türkü fakirleştiriyor ve bunu her parti acımasızca yapıyor. Neden?

Şimdi bu olumsuzluğa birde geçmişteki yanlışları eklersek ilerideki yıllarda çok daha profesyonelce hassas, duygulu ve temiz çalışmamız ve proje üretmemiz gerektiğini ben burada yine tekrarlıyorum .

İvedi olarak kaynak arayan ülkemizde son 30 yılda milyarca dolarlık atıl yapılaşma gerçekleştiği ve bunların her milimetrekaresi insanlık ve medeniyetler kültür tarihi kokan Anadolu’muzda yarattığı çarpık görüntülere genelde çok uzun yıllardır her şeye inşaatçı gözü ile bakmamız sebep olmadı mı zaten?

Ağırlıklı olarak müteahhit yatırımcılığı ile her şeye yaklaşmamız bize şu an dünyada gerçek rekabet sağlayan yumuşak gücü kazandıramadı.

Doğa, kültür sanat ve spor konularında zenginlik yaratamadık, oysa turizmi kapsamlı bir sektör olarak değerlendirebilseydik yerel kalkınmanın gerçek ve kalıcı motoru olurduk.

Turizmi sadece yatak sayısı, turist sayısı ve ekonomiye katkı olarak değil de bir bütün, yani turizm biliminin; eğitim, ekonomi, işletme, maliye, politika, hukuk, mimarlık, çevre bilimi, sosyoloji, demografi, psikoloji, güvenlik, sanat, kültür ve benzeri birçok bilim dalından yararlanarak insanın yaşadığı tüm olay ve ilişkileri bilimsel yöntemlerle ele alan ve inceleyen bir 'Halk sanayisi', bir 'İleri Sektör' olarak görebilseydik, şu an yaşadığımız sıkıntıları, gelecek için taşıdığımız korkuların bazılarını hiç tanımayacaktık bile.

Gelecek yıllarda yıllık neredeyse ülke nüfusuna yakın bir sayıda 70- 80 milyon civarında turist bekleyen ve bu konuda hazırlıklar yapan Türkiye'de bu tür sosyal etkilerini kontrol edecek ve planlayacak kaç tane devlet ile ayrıcalıklı bir statüye sahip özel kuruluş var?

Bu konuda diğer ülkeler neler yaptı?

Örneğin, turizmin, istihdam ve sosyal politika, kalitenin arttırılması, teknolojik araştırma ve geliştirme, tüketicinin korunması/memnuniyeti toplam sürdürebilirlik Avrupa ülkelerinin çoğu turizmin sosyal faydalarını bilimsel olarak değerlendirirken, olası tehlikelerini önlemek için kamu yararına özel şirketler kurdu.

"Sosyal Turizm Planlayıcıları" için birkaç örnek:

Belçika - Toerisme Vlaanderen

Balear Adaları Bağımsız Topluluğu'nun OCI 60 Planı

İngiltere - Family Holiday Association

Fransa - Vacances Ouvertes

İspanya - Residencias de Tiempo Libre ve Plataforma Representativa Estatal de Discapacitados Físicos (PREDIF)

Fırsatlar ve Çözümler…

Şimdi yerel şeçimler öncesi üzerinde durulması gereken konu, Antalya, Muğla, Aydın, İzmir ve Mersin gibi yoğun göç alan Turizm kentlerimize daha fazla kaynak, yetki, güç veya parasal destek verip, radikal bir yeniden yapılanmaya giderek, kalıcı, sürdürülebilir AB standartlarına uygun yaşanabilen, bireylere ekonomik başarılar kazandıran, kariyer sağlayan, zenginleştiren ve kalkındıran, mutlu olunabilen yaşam ve turizm noktaları yaratmalıyız.

Yaşayan ve yaşatan kentler olmadan destinasyonlar kurur.

Geçmişteki hataların esaretinden kurtulup Türkiye’mizin geleceğini proaktif olarak yerel perspektiften de yönetmeliyiz.

 

MAKALE Yorumları