Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
YAVUZ ALİ SAKARYA
MELTEM ESİNTİSİ
mail_outline : yavuzalisakarya@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

27.06.2020

Okunma Sayısı

526

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Başaran'dı Soyadı

Mehmet Başaran adını sık sık köy enstitülü babamdan duymuş, sonra “Göller Bölgesi Köy Öğretmenler Derneği”nin aylık yayın organı “Demet” dergisinde çıkan şiirlerinden tanımış sevmiştim.

Duyarlı, toplumun gündemini oluşturan olayları yakından takip eden, bilgi birikimi nedeniyle hemen her konuda söyleyecek sözü olan bir yazın insanıydı Başaran Hoca.

Mehmet Başaran, katmetli bir enstitü ürünü idi. 1943 yılında Kepirtepe Köy Enstitüsü’nü, 1946 yılında da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirdi. İlk öğretmenliğini Aksu Köy Enstitüsü’nde yaptı. Toplum düşmanları, kısır düşünceli, kendinden başkasını düşünmeyen çıkar çevreleri tarafından allem kallem edilip yaka paça askere alınan, askerde bin türlü eziyet edilen, subay hakkı olmasına karşın çavuş çıkartılan, burnundan fitil fitil getirilen, ama mücadeleci kişiliği törpülenmek, burnu sürtülmek yerine bilenen bir aydındı.

Öğretmenlik, gezici başöğretmenlik, sürgünler, açığa alınmalar zoraki yazgısının bir bölümü oldu.

Öğretmen örgütlenmesinde üzerine düşen görevi yaparak “TÖS” ve “TÖB-DER” gibi yapılanmalar da kurucu üyelerden biri olarak etkin görev yaptı.

Defalarca yargılandı, “Aydınlar Dilekçesi” dediler, sorguya alındı, “gizli örgüt” dendi, yargılandı, “komünizm propagandası” dendi, suçlandı, defalarca soruşturma geçirdi, Boş yere yıllarca uğraştırıldı. Sarı zarflara, yazılara, soruşturmalara zaman ayırmak zorunda kaldı.

Gözüpekti, korkusuzdu, ödünsüzdü, cesurdu, yeter ki yaptığı işin doğru olduğuna, görüşünün halkın çıkarlarından yana olduğunu görsün. Gözü başka şey görmezdi. Olması gereken yerde olur, durması gereken yerde durur, söylenecekleri cesaretle söylerdi. Yazılarını, kanıyla, canıyla, yüreğiyle yazardı. Her davranışında içtendi.

Yiğitti, doğal olarak kendine özgü bir yoğurt yiyişi vardı.

Birikimlerini, bilgi ve becerilerini, deneyimlerini, anılarını, yaşanmış, görmüş geçirmişliklerini saklamaz kendine, çevresi ile paylaşırdı.

Özgün bir dili ve kendine özgü bir anlatımı vardı. Şairliği tartışılmaz, Trakyalı olduğu için “Orfeus” ile karşılaştırılır, nitelikli şiirleri ile onunla aşık atardı. Yurt sevgisi denince, yüreği mangal kadardı. Korku nedir bilmezdi.

Halkın dilini kullanır, asla yabancı sözcük kullanmaz, kullandırmaz, üşenmez, her sözcüğü düzeltirdi. Yardımcı branşı Türkçe olan, Emin Özdemir gibi konuştuğu ve yazdığı dil aynı olan bir öğretmenin öğrencisi olan ben, 70 yılı geçkin yaşamımda Mehmet Başaran’ın ve Emin Hocamın dışında bu kadar dile özen gösteren bir üçüncü yazar ya da şair görmedim. Sadece bu özelliği bile onu örnek almaya, peşinden gitmeye yeter nedendi. Öylesine güçlü bir kalemi vardı.

Yaşamı belli kesimler için eziyet, belli kesimler için ayrıcalık olarak görmez, özgürleşmeye ve özgürleştirmeye özel özen gösterirdi. Enstitülerde aldığı eğitim ve anlayışın doğal sonucuydu bu. Yaşam boyu çektikleri çeki bu yüzdendi. Çıkar çevreleri ve onların dolduruşuna gelen cahil halk kitleleri tarafından düşman görülmelerine neden buydu. Analarından emdikleri burunlarından geldi, ama tuttukları yol doğru yoldu, acıyı bal eyleyip katlandılar. Yakınma nedir bilmediler. Enerjilerini bilinçlendirmek için kullandılar.

Pes ettiler mi, etmediler, sustular mı, susmadılar. Bana ne dediler mi, demediler.

Onlar Atatürk'ün, Yücel’in ,Tonguç’un sesine kulak verdiler. Köylü ulusun efendisidir ilkesi ile hareket edip gerekeni yaptılar.

Yaşam boyu büyük faturalar ödeyerek, inatla ürün verdiler, vermeye inatla devam ettiler.

Tek ses olup “Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dediler. Yurt üzre yankılandılar.

Onlar imececi idiler. Bunun en güzel örneğini, babalarıyla Mustafa Kemal’in peşinden giderek, yurdu birlikte savunarak sömürgenleri yurttan kovarak verdiler.

Sonra sıra eğitim alanında da bir Kurtuluş Savaşı vererek cephede kazanılan zaferi yurt sathında kazanmaya, pekiştirmeye gelmişti. Tüm amaç, yurdum insanına koltuk çıkmaktı, onu kulluktan çıkartıp vatandaş yapmaktı.

Köyden gelmişlerdi. Halkın kendisi idiler. Hep de öyle kaldılar. Köylüye el olmayıp, onu efendi bildiler.

İmececiydiler, en iyi bildikleri şey, iş, emek ve üretim idi. Yaşamayı kutsal bir imece sayan insanlardı ayrımsız hepsi. Öne çıkanlardan biri, yol yordam gösterenlerden biri de kesinlikle Mehmet Başaran idi.

1953 yılında ilk kitabı “Ahlat Ağacı” nı yayınladı.

Sonra onlarcası geldi.

Baskılar yıldırmadı, Başaran adlı çınarın dallarını kırmaya, yapraklarını koparmaya çok uğraştılar ama inatla karşı koydu. Kökleri, Anadolu’ya dayanıyordu. Anadolu geleneğiydi yaşadıkları, gördükleri, bildikleri. Saf güzelliklerdi. Gereğini yaptı hep ve yazdıkları ile kalıcı olmayı başardı.

Asla borazanlık yapmadı, yandaş, yalaka olmadı, çıkar peşinde koşmadı, neyse odur dedi. Haksızlığa gelemedi, hakkı yenenlerin sesi soluğu oldu. Enstitüde öğrendi haklı haksızı aramayı. Tonguç baba, 600 sene susturulan çocukların bir an evvel konuşturulmasını söylemişti, öğretmenlere. Sonrasında hep konuştu. Ağzımız dilimiz oldu. Susan çocukların sesini soluğunu açtı.

“Biz sustuk çok sustuk, dayandı artık bıçak kemiğe.
Gayrı konuşacağız, duyulsun toprağın, insanın sesi.
Neyse olsun hakçası” dedi. Sadece demedi, haykırdı.

Aramızdan ayrılışının 5. yılında Mehmet Başaran’ı özleyerek anıyoruz. Anısı önünde saygıyla, sevecenlikle eğiliyoruz. Beğendiğimiz bir şiirini "Yanlış Okul" burada paylaşıyoruz.

YANLIŞ OKUL

Sabah çiğlerine benziyen gözlerini
Söndürüyor tozlu kitaplar
Güneşi kapatan duvarların dibinde
Taş kesilmiş soğuk bir dünya
Yıldızlara dokunmak çiçek sulamak varken
Anlaşılmaz çizgiler kara tahtada

Rakamlarla harflerle ince bir tuzak

Krallardan savaşlardan söz ediyor boyuna hasta bir ses
Yengi diye belletiyor kanı ve külü
Dağları denizleri göz kamaştırıcı göğü
Sinsice bir yana itip
Tanrı diyor her şeyi silen karanlığa
Kafalara kuruyor sömürgesini

Bir ses ki toprağa güllere uzak

Neye yarar bu kırık taşlar ölü kentler
Kurutulmuş zaman koleksiyonları
Nerde ellerin sonsuz coğrafyası
Buğdayın şafağı yaz kımıltıları
Yüreğin buluşlarını anlatan Tarih
Nerede erişilmez dorukları aşkın

Nerede yaşam o gürül gürül akan ırmak

MAKALE Yorumları