Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

24.10.2011

Okunma Sayısı

36584

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Ayraç

Canım Oğlum; bir baba oğluna ve onun en sevdiği arkadaşına neden ayraç, kitap ayracı hediye eder? 

 

Ayraç ayıran değildir aslında hediye ettiği. Adı ayraç olsa da. Bildiğim ve inandığım tek şey kişi hayatının durmaksızın yaşanan bir yolculuk, roman ve öykü olduğu. Aynen okuduğumuz romanlar gibi, öyküler gibi.

 

Hatta kendi hayatımızı paylaşarak ve başkalarını da dahil ederek yaşamak bu öykünün en temel gerekçesi ve belki de en lezzetli yanı. Yani her birimizin kendi hayat öykülerini başkalarıyla beraber kitaplaştırıyoruz, romanlaştırıyoruz, öyküleştiriyoruz. Gün gün, an an yazılan.

 

Dokunduğumuz ve dahil olduğumuz her hayat öyküsüne dahil olunmuş, müdahale edilmiş bir roman gibi.

 

İleriki yıllarda dönüp arkamıza baktığımızda kocaman, kalın, ciltlerden oluşan bir öykü kitabımız olacak her birimizin. Bunun sonuna da bir inşallah ilave edeyim.

 

Bazı hayatlar üç-beş mektup kağıdına sığmayacak kadar yavan ve/veya kısa öyküleri içerirken kimilerinin sayfasına bir nokta bile koyamadan hayatı sonlanıyor. Derin bir acı içinde seyrettiğimiz. Cin Ali kitapları gibi, Ali topu at, tut Ali tut kadar kısa.

 

İşin özü sanırım şu. Öncelikle kendi hayatına sım sıkı sarılacaksın sonra da hayatına dokunduğun ve dahil olduğun hayatlara.

 

Mış gibi olmayacak hiç bir şey. Sarılıyormuş gibi değil, adam gibi sarılacaksın, özlemiş gibi yapmayacaksın adam gibi özleyeceksin, söylüyor gibi değil adam gibi söyleyeceksin. Aynen Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var” isimli şiirinde dediği gibi yaşayacaksın; “Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını, Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin, Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara, Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin”.  Veya Benjamin Franklin’in dediği gibi; “ya okunmaya değer şeyler yazacaksınız ya da yazılmaya değer şekilde yaşayacaksın”.

 

Ayraç ayıran değildi. Okunan kitapta, romanda kaldığın yeri gösterir işaretti. Artık oradan devam edilecekti bir sonraki süreçte okumaya. Kaldığın yeri gösterir işarete ayraç deniliyordu. Hayat sürekli bir yolculuksa ayraca ihtiyaç var mıdır? Bu insanın hayatı nasıl yaşadığına bağlı. Eğer okuduğumuz kitaplar gibi müsait olduğumuzda elimize alıyorsak ayraç gerekli, değilse, bir yerde duraklamıyorsak, mola vermiyorsak, ertelemiyorsak, ayraca da ihtiyacınız yoktur aslında. Gerçekten hayatı dolu dolu yaşayanların ayraca ihtiyacı yoktur. Hayatında boşluklar olanların hayatını ayraç da doldurmaz zaten.

 

Ya peki hayatta ayraç lazım olmayacaksa bir baba oğluna ve en sevdiği arkadaşına neden İzmir’den ayraç alır. Alır çünkü; değer verdiklerini hayatlarına dahil edenlerin onları düşünmek ve onlar için bir şeyler yapmak için ellerindeki işlerini, kitaplarını, sorumluluklarını bir kenara bırakması ve sonra kaldığı yerden devam etmesi sürecinde hayata değil, ara verdiklerine geri dönmek için ayraç gerekir. Okuduğu öykünün en güzel yerinde bir müziği anlatıyorsa yazı, oğlum da gözlerini kapatıp arkadaşıyla dans edecekse eğer, umarım bunu yapıyordur, ayraç okunan öykünün o sayfasına konulması için gerekli olacaktır. Hatta bir de belki de en önemlisi dönüp dönüp o sayfadaki anlamı yaşamak için bir işaret olacaktır. Dönüp dönüp o güzelliği yaşamak için. 

 

Canım oğlum; ayraçlar olmadan olmaz. Ama tavsiye ederim ki sım sıkı sarılarak, sahip çıkılarak, yazılmaya değer bir şekilde yaşanmış öyküler için kullanılsın bu ayraç.

MAKALE Yorumları