Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

25.05.2014

Okunma Sayısı

15460

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Ayakkabı Adam

                                                                                                                                            ayakkabısını kaybeden çocuk
                                                                                                                                            kaç defa aradım
                                                                                                                                            döne döne
                                                                                                                                            hep bir işaretle
                                                                                                                                            her arama bulmaların ön sözü
                                                                                                                                            bulmaların başlığı

                                                                                                                                            M. Güven Hayaloğlu

 

 

Adam normalde aklını yitirecekti, aklını yitirmemek için ayakkabı yapmaya başladı, fakat nafile, adam ayakkabı yapmaktan ve ayakkabıya uygun ayak bulamamaktan aklını kaybetti.

Bir ayakkabı olarak her birimizin başka öyküsü vardır. Birçoğumuz çocukları çok severiz. Hele arife geceleri onların koyunlarında yatmak bizim en büyük sevincimizdir. Ama hoyrattır çocuklar. Çabuk eskitirler bizimle olan dostluklarını ve çok çabuk küçük geliriz onlara. Büyüyen çocuklar bizim biraz daha büyük ağabeylerimizle oynarlar her oyunlarını.

Anlamak zordur şu insanoğlunu. İlk başta sever beğenir, sonra sıkılırlar ve değiştirmeye kalkarlar. Sorunu neden kendinde aramazlar anlamak mümkün değil. Kendi sorununu düzeltmek yerine sizi suçlarlar. Eğer bir ilişkideyseniz, sizin sivrilikleriniz ve çıkıntılarınız elbette ki diğerine dokunacaktır.  Elbette ki hem onun hem senin canı yanacaktır bu durumda. Sonuçta kendini düzeltemeyen adamlar gene fırlatırlar bizi bir kenara, aynen, görülmek istenmeyen sevgililer gibi.

Sonrasında maymun iştahlı olurlar ve gözleri hemen dışarıdadır. Gelip geçenlerin yanlarındakilere (ayaktakilerine) bakarlar. Biz neden bakmayız başkalarına. Anlamıyorum bizim canımız yok mu sanki? Bunun sebebi bizi yapanların kanaatkar dünyalarındaki sadakat öğretisiyle yoğrulmuş olmamızdandır. Anadolu insanı gibiyizdir, hamuruyla yoğrulduklarımız gibiyiz, ondandır.

Bazı sahipler var dağ taş giderler, onlara eşlik eden arkadaşlar bizden daha farklıdırlar. Silvester Stellone gibi iri kıyım delikanlılar gibi sağlamdırlar. Öyle kolayına canları yanmaz, Dağ, dere, tepe giderler. Aynen zor ilişkiler gibilerdir o insanlarla ilişki. Siyasette ve ticarette durum aynıdır. Bu durumda bir ayakkabı olarak kolayına yorulmayacak yüreğin, her koşula dayanabileceksin, hatta her durumu olumluya dönüştürebilmek için esnek olacaksın. Bazı arkadaşlarım narindir dayanamaz bu duruma. Ama bazıları tam bu koşulların aşkıdır.

Suya korkmadan giren, yüzme bilen arkadaşlarımız var, “naylon çizmedir” onların lakapları. Ahh ahh yağmurlu havalarda onlara imrenirim açıkçası. Onlar gibi olmak istemişimdir, ama olmak mümkün değil. Eğer bir gün o yağmurlarda bende dolaşmazsam “yaşamış saymayacağım” derim kendimi.

Şımarıklık yapıp kırmızı rugan olsam derim mesela. Şık bir hanımın ellerinde başlasa yolculuğum, sonrasında ona eşlik etsem. Ama ne kadar istesem de olamam. Ben bir ayakkabı olsam da ayakkabıların da cinsiyeti vardır. Ustam beni erkeklere yoldaş kılmış. Bazı arkadaşlarımız var. Ustasının yaptığına uymazlar. Kendi rengine aldırmadan başka renklerin ayaklarında olmak isterler. Gece vakti bulvarlarda görürsünüz onları.

Ama benim ruhumda serserilik vardır. Bağcıkları çözük, salaş dolaşmak isterim. Bedeni ruhuna dar gelen gençlik eşyalarda resmeder kendini derim ben hep. Okul çocukları gibi, yaka bir yanda, kravat, gömlek pantolon yüzü görmemiş.  Ama bir gelin kızın ayağındaki sevinç, bir çocuğun bayramdaki uykusuz gecesi kadar çoktur bizim için. Her ikisindeki sevince kimse doyamaz kimse.

Sanmayın ki biz dostluktan farklıyız. Sanmayın ki bir aşklardan farklıyız. Sanmayın ki bir evlilikten farklıyız. Sizleri koruruz, sizin adınıza. Annenin çocuğuna bakışından ne farkı var bunun. Bir birini seven eşlerin birbiriyle dayanışmasından, iyi günde zor günde olan birlikteliklerinden ne farkı var. 

Yorgun işlerin ardından nasıl bedene ve ruha iyi gelmesi için insanlar nasıl dinleniyorlarsa, bizde dinleniriz evin bir yerinde. Hatta sabahları genleşmek en büyük zevkimizdir uykusuz gözlerle. Hatta bazı sahipler vardır. Kendisine bakar gibi bakar ve ilgilenir bizimle. Saçlarımızı tarar, makyaj yapar, cilalar ruhumuzu. Jöle sürmüş saçlarını kaldırmış dolaşan gençler gibi uyanırız sabahları bu bakım akşamından sonra.

Bir ayakkabı olarak şunu fark ettim ki, kendine ve sevdiklerine bağlı olanlar bize de bağlılar. Kendine ve sevdiklerine, hayata özen gösterenler hayatlarındaki her nesneye ve eşyaya da aynı özeni göstermekteler. Sevgilisine sarılmayı bilen biri, onun saçlarında ellerini gezdiren biri, bizim de akşamdan veya sabahtan bakımımızı yapmakta. Bizi ne kadar hoyrat kullanıyorsa birileri, ilişkilerinde de o kadar hoyrat olacaktır. 

Hatta eskiyen ilişkiler, eskiyen evlilikler gibiyizdir çoğu zaman. Yama tutacak yerimiz kalmamıştır ama atamazlar bizi. Atsalar alan da olmayacak hani. Pençe üstüne pençe yapılmıştır. Ama yamalı bir ayakkabı, yamalı arkadaşlıklar gibidir. Yarı yolda bırakmaya ramak kalmış yolculuklardır. Evet yama, bizim ömrümüzü biraz uzatır, ama asla ilk halimizdeki gibi yenilemez, aynen ilişkilerde olduğu gibi.

Sakın bizi satanların “zamanla açılır” demelerine inanmayın. Siz siz olun ayağınıza uygun ayakkabı, ruhunuza uygun eş bulun. Yoksa hem ayağınız da hem ruhunuzda acılarla dolaşırsınız. Zamanla açılacağına inandığınız ayakkabılar gibidir, zamanla düzeleceğine inandığınız ilişkiler. Ama her ikisi de olmaz maalesef. Ne ayakkabı zamanla açılır ne de ilişki zamanla düzelir.

Çeşit çeşit ayakkabılara zaafı olanların, çeşit çeşit ilişkilere de zaafı olduğunu söylersem acaba çok şey mi söylemiş olurum? Haddimi aşmış mı olurum?

Marka ayakkabılar vardır İtalyan ayakkabıları gibi. Kariyerine, zenginliğine bakılarak yapılmış evlilikler gibi. İlişkiler eğer ruhunuza(ayağınıza) uygun değilse o da uzun sürmeyecek bir yolculuktur. Ayağınızda(yanınızda) çok şık durur ama canınızı yakar elbette.

Tatil aşkları gibidir mesela bez ayakkabıların ömrü. Bir de açık saçık olanlarımız vardır, dekolte duruşlar içinde. Davetkarlardır, her şeyi ve herkesi çağırırlar, cinsellik ve eğlence aşklarıyla doludurlar. Hiç dikkat ettiniz mi? Aşkta bağlılığı, bağlanmayı, muhafazakar olmayı seçenler yıllar boyu hep aynı tarzdan giyinirler.

Can Yücel’in dediği gibi “bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü de yürekler. Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada
barındıran ayakkabıyı seçersiniz”. Aşk ayakkabıdır. Unutulmasın.

 

Diyeceklerin çok ama dediklerim de yeter aslında. Ben bir erkek ayakkabısıydım. 43 numara. Bilinen bir ailenin çocuğuyum. Usta Mehmet’in ellerinde hayat buldum. Bizi yapanların kanaatkar dünyalarındaki sadakat öğretisiyle yoğrulmuş olmamızdan olsa gerek muhafazakar aşklara talip adamların yoldaşı oldum.

 

Anadolu insanı gibi, hamuruyla yoğrulduklarımız gibi. Aşklarınız gibi ayakkabınızı da titizlikle seçin, ayağınıza tam uyan ayakkabınıza ve ruhunuza tam uyan aşkınıza aynı davranın.

 

Diyeceğim son söz de budur.

MAKALE Yorumları