Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
HÜSEYİN BARANER
BAKIŞ
mail_outline : hbaraner@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

03.11.2008

Okunma Sayısı

20074

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Aah, güzel Belek

Ülkelerin dahi battığı bu kriz döneminde uzmanlar aynı fikir etrafında birleşti. Küresel ekonomik krizin ana müsebbibi 'Aşırı Rekabet'.

Birçok sektörde olduğu gibi yıllardır turizm piyasalarında da her yıl artan, acımasızlaşan yıkıcı rekabet ' küresel kriz analizi' raporlarında yerini en üst sıralarda alıyor.

Dikkatler aynı niteliğe sahip ürünlerin piyasalardaki kontolsüz fiyat politikaları üzerine yoğunlaşıyor.

Önlem: Daha fazla küresel denetim ve yerel otokontrol.

Çözüm: İlerisi için daha sağlıklı çalışan ve kar eden şirketler disayn etmek; küresel rekabetin fıyatlama savaşlarında işletmelere kalkan olacak bölgesel ve yerel üstünlükler ile donatmak.

Para, yeni finas ve kredi kaynaklarına ulaşmanın zorlaştığı bu günlerde mevcut ve yeni yatırımların yeniden kredilendirme, ürün fiyatlandırma, ürün geliştirme, çeşitlendirme ile ilgili yeni raporlama kriterleri ile karşı karşıya geliyoruz ve getiriliyoruz.

Bizlerde turizmciler olarak artık daha geniş bir perspektif de değerlendirmeler yapmak mecburiyentindeyiz.

Genel felsefemiz bu kriterler ışığında nasıl bir eğilim gösteriyor?

Yıkıcı mı, yapıcı mı?

Yok edici mi, geliştirici mi?

Kirizin artçılarının zorladığı 'değişim ve verimlilik dönemi'nin kapısından içeri girerken sormalıyız:

Yaşam ve iş alanınızın gelecek tahlilini biliyor musunuz?

Zaman su gibi akıyor. Bir Sezon diğer sezonu kovalıyor..Zaman bulup, hiç düşünebildiniz mi?

Gelecek tahlilimiz ne?


Negatif mi, pozitif mi?

Üzerine bastığınız toprağın, çalıştığınız yörenin, ürettiğiniz ürünün değeri azalıyor mu, yoksa çıkıyor mu?

Gerçek Uluslararası raporlamalarda yaşadığınız ülkeye, bulunduğunuz bölgeye,çalıştığımız yöreye, yarattığınız ürüne hangi notlar düşülmüş, hangi uyarıların altı kırmızı kalem ile çizilmiş?

Peki, tavsiyeler listesine ne kadar uyabiliyoruz veya bunlardan ne kadar haberdarız?

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı Raporu ve Çevre ve Kalkınma Rio Bildirisi ne diyor:

İlke 1 İnsanlar devam ettirilebilir kalkınma kaygılarının merkezindedir.
Doğa ile uyumlu sağlıklı ve yaratıcı bir yaşam hakkına sahiptirler.

İlke 2 Devletler, Birleşmiş Milletler Beyannamesi ve uluslararası kanun ilkelerine göre, kendi çevre ve kalkınma politikalarına uygun olarak kendi kaynaklarını işletmek yüce hakkına ve kendi sınırları ve kontrol alanlarındaki faaliyetlerin diğer devletlerin veya ulusal sınırlar dışındaki alanların çevresine zarar vermeme sorumluluğuna sahiptirler.

İlke 3 Kalkınma hakkı şimdiki ve gelecek nesillerin çevresel ve kalkınma
gereksinimlerini adil olarak karşılayacak şekilde yerine getirilmelidir.

Bu hakları kullanıyormuyuz. Yoksa seyretmek bize yetiyor mu?

Mevcut kaynaklarımızı korumak en büyük vatandaşlık görevi ise, azalan kaynaklarımızı korumak en büyük insanlık görevidir.

Kaybolan, yok olan veya tehlikelere maruz kalan çevresel ve yatırımsal kaynaklarımızı korumakta herhalde siyasetin kutsallığa dönüştüğü en tepe, en ulvi nokta.

Biz neredeyiz?

Dünya, değerler ve reel kaynaklar envanterini bu yüz yıl için yeniden gözden geçiriyor:

Dünyanın bu hızlı akışında hangi durakta millet olarak gelecek bekliyoruz?

Ülkesel birikimlerimizin piyasa değeri ne?

Küresel yolda, bilgi ve tecrübe bohçamızda para edecek neler var?

Gelecek için heyecan ve umut vaat eden toplumsal-ülkesel vizyonlarımız neler?

Kaç tane büyük evrensel projenin toplum olarak gerçekleştirme arifesindeyiz?

Ülkesel gelişme simgemiz hangisi:

GAP, MAP, TAP, YAT'mı?

Yoksa YAP'mı?

Evet hangisi?

Dünya yeni team'ler yeni takımlar kuruyor:

Çalışanlar ve konuşanlar

Düşünenler ve boş verenler

Çözüm arayanlar ve çözümsülüklerden beslenenler

Artı değerciler ve yok ediciler

Koruyup geliştirenler ve obezleştirip erken öldürenler

Küresel kriz bir gün  gelip geçer,sıkıntıları, yaraları içinizde  ilik gibi kalır:

Bundan 5–10 yıl sonra ne durumda olacaksınız, olacağız?

Küresel gelecek tahmin ve araştırmalarında, Türkiye olarak artı değerler burcumuz ne?

Hangi gruptayız?

Hangi grupta olma hürriyetimiz, imkânımız, gücümüz ve birikimlerimiz var?

Yaşadığınız ortamın yarattığımız ve parçası olduğumuz toplumun bizlere verdiği hüviyet gelecek için ne kadar kapı ve yol açıyor?

Bu soruyu birçok ülkenin düşünenleri, kurumları, kuruluşları ve tabii siyasileri kendilerine ve birbirlerine  soruyorlar.

Bende konuları geçen hafta çok yoğun olarak Uzak Doğu'da iş görüşmelerinde bazı yatırımcılar ile tartıştım.

Türkiye'ye dönüşümde bazı işlerim için Belek' e uğruyorum.
Asyada da, Avrupada da büyük kurumsal yatırım grublarına Türkiye dendiğinde tek bildikleri, imrendikleri  yer Belek. Belek onlar için yatırmların kalıcı, sürdürebilinir bir istihdam ve gelir kaynağına dönüştüğü Türkiye zenginliği..

Hatırlamaya çalışıyorum:

Hayatımda ilk kez 1985 yılında Belek ismini duyduğumu hatırlıyorum.

Rahmetli Turgut Ozal'ın başlattığı turizm yatırımları Side ve Kemer başta olmak üzere hızla devam ederken bazı gazetelerde Belek'in de yeni turizmler için projelendirildiği ve tahsislerin verileceğini duymaktaydık. Çoğu tekstilci ve inşaatçı olan o zamanın Türkiye'sinin büyük şirketleri birbirleri ile tahsis yarışına girmişler di..

Bizde neredeyse her yıl birkaç yeni otelin açılışına davetliydik.

Türk turizmin medarı iftiharı Belek, diğer turizm destinasyonlarına göre önemli bir farklılık gösteriyor; Marmaris gibi 10 binlerce yılda oluşmuş doğal manzaralı bir koyda veya Kapadokya gibi milyonlarca yılda oluşmuş doğal harikalar arasında veya Bodrum gibi ezelden medeniyetler beşiği olmuş bir yerde oluşmadı. Belek bataklık, ormanlık ve balçık üzerine kuruldu. Sıfırdan var edildi.

Belek, her şeyden önce –yoktan- bir kaynak yarattı.

Var olan bir değeri veya bir kaynağı geliştirmedi, sıfırdan bir kaynak yarattı.

Kaynak yaratmak ve geliştirmek

Kimilerine göre kaynak yaratmak, istihdam yaratmak, otel yapmak veya ülkeye turist getirmekle eşdeğer. Bu bir hata. Bu saydıklarım nominal birer değer kuşkusuz, ama kaynak yaratmak değil, bunlar sadece var olan değerlerin deformasyonunu sağlamak.

Kaynak yaratmak, sıfırdan para kazanan değerleri ve markaları oluşturmaktan geçer.

Yukarıda saydığım değerleri büyük paralar, büyük zaman ve enerji ile yaratırken, yine de önemli miktarlarda para kazanamayabiliriz. Üstelik kullanılan bunca enerji, zaman ve paraya rağmen, işsizliği artmasına sebep olabiliriz.

Kaynak yaratmak, sıfırdan kurulan, önemli para kazandıran, artık kendiliğinden amacına uygun ve istikrarlı şekilde büyüyen ve marka haline gelen destinasyonlar kurmaktan geçer.

Belek, kaynak yaratma konusunda iyi bir örnekti. "Örnekti" diyorum çünkü artık Belek'te işler değişti.

Belek bir turizm kalkınma projesi çerçevesinde 80'li yılların sonlarına doğru kurulduğunda, tam anlamıyla bir "sıfır değer" üzerinde kurulmuştu. Çabuk gelişti, iyi politikalar uygulandı, altyapısı planlı ve programlı yapıldı. Daha sonra yurtdışı tanıtım çalışmaları için çaba harcandı ve Türkiye ilk golf merkeziyle tanıştı.

Belek şimdi kendi alın teri ve azmi ile  1 milyon Golfcü kapazitesine doğru hızla ilerliyor. Türkiye için küresel çapta yeni değerler ve kaynaklar yaratıyor..

Ama bu kaynakların hemen yanıbaşında, bir adım ötesinde:

Yani dünya markası golf ve yatırım sahalarının dibinde yerel yönetimlerin hırsları ve turizm sektörünün kayıtsız tutumu, basmakalıp, kesmeşeker taneleri gibi çirkin renklerde boyanmış, yüzlercesi yanyana dizilmiş yazlık ve villa sitelerinin birer mantar gibi yerden yükselmesine neden oluyor.. Birbirinin kopyası gibi duran, son derece zevksiz ve çirkin bir yapılaşma sonucu ortaya çıkan bu yazlıklar, siteler, yapılar ve kooperatifler, sadece göz zevkini ve altyapı yeterliliğini bozmuyor, bir uluslararası 'Türkiye Konsepti'ni, bir 'gelecek modeli'ni bir onbinlece insanımıza iş sağlayan bir 'ulusal kaynağı' bozuyor.

Yerel şeçimler yaklaşıyor. verilen sözler, alınan taahhütler...

Milyarlık yatırımları arka şeritden sahile doğru iterek, sıkıştırıyoruz.. Bu büyük Türkiye kaynaklarını çevredeki düzensizlik ve hızlı ve bilinçsiz emlak ve yapılaşma ile karşı karşıya getirerek gelecek yıllarda tesislerimizi belki nefes alamaz duruma getireceğiz..

Bugün milyarlarca Dolar tutarındaki otellerin bile yol tabelaları düzenliyken, Belek yolu üzerindeki sayısız ve rengârenk "Satılık Dubleks Daire", "Kiralık yazlık" veya "For Sale" gibi tabelalardan oluşan bir "tabela ormanı" var Belek'te.

Oysa bir kaynak yaratmanın en önemli faktörlerinden biri, yukarıda da yazdığım gibi, "artık kendiliğinden amacına uygun ve istikrarlı şekilde büyüyen" yerler olmasıdır.

Belek kuruluş amacı açısından, Akdeniz çanağının en önemli konaklama/hizmet bölgesidir. Belek, yıllardır 60 bine yakın yatak kapasitesiyle, günümüzde 40 çeşit ülkeden gelen yüzbinlerce kişiye beş yıldız hizmet vermektedir.

Ama gerek yerel yönetimlerin hırsları yüzünden gerek daha başka hatalar yüzünden, maalesef bu kuruluş amacı hedef dürbününden çıkmış durumda,

Belek, bir mastır plan çerçevesinde kurulmuşken, yani kendisi bir mastır plan iken, artık kendisinin bir mastır plana ihtiyacı var.

Bu nasıl bir mastır planı olabilir? Bunlar sadece birer örnektir… Bu örneklerin çoğunu Belek'teki otelcilere aktardım ve çok olumlu tepkiler aldım.

Örneğin:

Belek'teki mastır planı, sadece dar bir sahil şeridindeki oteller için değil, çok arkalara, mümkünse Antalya – Serik karayoluna kadar uygulanmalı.

Belek ve Kadriye bölgesinde otellerin ve yerel yönetimlerin yardımı ve işbirliğiyle bir Anadolu Bulvarı veya bir Pamfilya Bulvarı gibi, geniş, temalı ana caddeler ve gezi yolları kurulmalı.

Bu Bulvarlarda sadece kaliteli, otantik markaların vitrin oluşturmalarına izin verilmeli.

Bu bulvarlarda beş yıldızlı oteller için birer "show room" niteliği taşıyacak özel A La Cart lokantalar kurulmalı

Özel çimle döşenmiş "dünyanın en uzun çim üstünde yürüyüş yolu" yaratılmalı. Yani 10 ila 15 kilometrelik bir sağlık parkuru kurulmalı.

Belek bölgesinde botanik bahçe, bir tropikal yaşam alanı yaratılmalı ve dünyanın her yerinden en nadide bitkiler getirilmeli, yaşayan bir doğa müzesi kurulmalı

Yine yakın bir bölgeye dünyanın en büyük suni gölet'i yapılmalı, derin olması gerekmiyor ama yeni başlayanlar için su kayağı ve diğer su sporları imkanverilmeli, tropikal kuşlar (Flamingolar, , vs.) getirilmeli.

Bir "Vitamin Village" kurulmalı, organik ürünlerin yetiştiği seralar, bahçeler kurulmalı.

Bu bahçelerden çıkan ürünleri değerlendiren "Organik Workshop"lar kurulmalı, belki bu bahçelerde yetişen pamuktan "organik Tişörtleri havlular" veya deri ürünleri satılmalı.

Aspendos tiyatrosunun bir kopyası olabilecek bir tiyatroda dünyaca ünlü sanatçıların konserleri verilmeli,

Sadece en seçkin otellerde hizmet verecek personel ve yöneticileri yetiştirecek, zama içersinde dünyada tanınan marka bir eğitim merkezine dönüşecek "Belek otelcilik yüksek okulu" kurulmalı.

Bir Uluslararası nitelikte,  "Sağlık ve Bakım Kampları ağı" kurulmalı.

Belek ve Kadriye çarşısındaki alıcısı olmadığı halde inşaa edilip sonra kiracı bulunamadığı için boş duran dükkan inşaalarına son verilmelidir.

Bu liste Belek'e yıllardır hizmet vermiş değerli otelci ve turizmci arkadaşlarımız tarafından daha gerçekci olarak  uzatılabilir… Bunlar sadece birer örnek.

Zira kriz sonrası ülkelerin ve bölgelerin ivedi olarak  yeni ve reel kaynaklara ihtiyacı olacak..

Belek en büyük gerçek ve reel kaynakların başında geliyor. Biraz yeni bir düzenleme, yeni bir anlayış ile ülkemize ekstra milyar dolarlar kazandırabilecek, yeni ve kalıcı istihdam sahaları açabilecek  yegane zenginliğimiz.

Türk siyaseti Belek örneğini yeni kaynak oluşturma ve mevcut kaynakları koruma ve geliştirme modellerinin "hedef dürbününün içine" almalıdır. Bunu yaparkende öncelikle yerel yönetimlerinde ve yerel yönetim modellerinde bir zihniyet değişikliği gereklidir.


--
Hüseyin Baraner
Managing Director

TRAVEL NETWORK
Turizm Araştirma ve Strateji Merkezi
Zerdalilik Mah.,Burhanettin Onat Cad.No: 74/9, 2nci Ateş Apt.
Antalya/Türkiye
+90 0242 321 64 11 Fax: +90 0242 321 64 11  /
Mobile: +90 532 5570459 /+49 177 8387972
hbaraner@gmail.com     baraner@baraner.com
www.tourexpi.com      www.baraner.com, www.trav.io

 

 

 

 

 

MAKALE Yorumları