Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
HÜSEYİN BARANER
BAKIŞ
mail_outline : hbaraner@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

09.04.2009

Okunma Sayısı

19934

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

3 Kurtarıcımız, 3 felaketimiz oldu

30-40 yıldır Türk turizmi ve Türkiye’nin yurtdışındaki tanıtımları için binlerce arkadaş çaba sarf ediyoruz. Söz konusu Türkiye’nin tanıtımı ve imajı olduğunda, asıl görevi olmasa bile, olağanüstü kişisel çaba harcayan, gerekirse kendi cebinden, sağlığından ödün vererek ve hatta gerekirse patronunun sözünden çıkarak insanüstü efor sarf eden, benimle birlikte onlarca Türk turizm savaşçılar, hançeri kendi saflarından, tam sırtlarının ortasına yediler.
 
Ama unutmayalım…
 
Bu hain kendi saflarımızdan çıktı. Yani hep beraber yarattığımız bu toplumumuzdan.
 
Yazıklar olsun!

Kaçak içki alıp müşteriye satan otel mi, kaçak içkiyi üretip otele satan mı suçlu? Daha önceleri sayısız defa sorgulanan ‘Rüşvet alanı mı, veren mi suçlu?’ sorusuna benzeyen bu düşünce, tamamen yersizdir. O içkiyi alan işletmeci de, üretici de bizim insanımız, yani bizim toplumumuzdan çıktı. Ortamı hazır olan her topluluktan böyle hainler çıkar. Avrupalının zihniyeti de böyle düşündüğü için, maalesef ne o işletmeciyi, ne de o münferit üreticiyi suçlayacaktır. Bu ortamın oluşmasında katkısı olan tüm Türk toplumunu suçlayacaklar. Bunu bilelim!

Turizm camiası ve turizm bakanlığının yıllardır çok büyük gayretler ve yüz milyonlarca dolar harcayarak tesis etmeye çalıştığı yeni Türkiye imajı, bir anda –bir hain- yüzünden, yerle bir olmak üzere. Tam da sezon başlangıcında, tam da, kriz ortamında, tam da milyonlarca Avrupalının “Türkiye mi, İspanya mı?” diye düşündüğü bir zamanda, tam da Obama’nın büyük Türkiye reklamından bahsederken, bir hain çıkıp, bütün umutları yerle bir edebiliyor. Sayısız bombanın, patlamanın, siyasi çalkantının yapamadığını, bir tek hain, para hırsıyla yapabiliyor.

Almanya'da öğrenim gören Türk ve Alman öğrencilerden oluşan 11 kişi ile 1 öğretmen, 22 Martta Kemer'e gelerek, ilçe merkezindeki bir otele yerleşmişlerdi. Gençliğin verdiği coşkuyla eğlenmek isteyen ve bu gruptan olan 4 öğrenci, alkol almaya başladılar ve kısa süre sonra fenalaştılar. Otel hemen kendini savunmaya çekti: Öğrenci grubunun, tatilin ilk günlerinden itibaren çok miktarda alkol almaları ve gürültü yapmaları üzerine öğretmenleri tarafından birkaç kez uyarıldıkları, otel yönetiminin bunun üzerine bu gençlere alkol servisini yasakladığı, bu nedenle gençlerin, gizlice dışarıdan odalarına alkol soktukları ileri sürüldü. Otel yöneticileri ise otelde konaklayan Alman gençlerin parfüm içtiklerini ve uyuşturucu hap aldıklarını iddia ettiler. Öyle olsa bile, fark eder mi? Ben yargıç veya cellat değilim ama bildiğim tek şey: O sahte içkiyi burada içtiler, Türkiye’de.

Jean Piere Follkovt (18), Jan Lange (18), Dustin Krabbe (18), Hendrik Barkow (18) ve Rafael Neca (21), ve hepsi de gencecik insanlar, hepsi de öğrenci. Artık hangi Alman anne-baba çocuğunu Türkiye’ye göndermek ister? O çocuklar bize birer toplumsal emanetti. İhanet ettik.

Kendisini bolca öven ve işini tam yapmayan 'bok adam' durumundayız.
 
Sözüm meclisten içeri!!!
 
Nerde bu turizmi her vesilede övenler ordusu? Nerde bu turizmi her vesilede mikrofonu kaptıgı gibi turizmi göğe çıkaran ilgililer, görevliler, yöneticiler, idareciler. müdürler. başkanlar?  

Özellikle 2005 yılından sonra nerdeyse her ay bir yerlerde “sahte içki” haberleri duyar olduk. O kadar ki, artık kendi vatandaşımız bile büfeden bir içki şişesi alsa, “acaba?” diye düşünmeden edemiyor. Sahte içkiden ölenleri, nerdeyse bir ‘trafik kazası’ olayı olarak algılar olduk. Bunlar, birilerinin para hırsından ölen, öldürülen insanlar. Bu olayları sahtecilik değil de, bir cinayet olarak algılamaya başlamazsak, her zaman aynı oyun tekrar edecek: polis ve jandarma kısa bir süre denetimlerini sıklaştıracak, kimileri tutuklanıp, birkaç gün sonra ‘tutuksuz yargılanmak üzere’ serbest bırakılacak. Yani alışageldiğimiz şekilde, devletin gevşemiş çarkları arasında hiç değişmeden yine önümüze çıkacak. 

Unutmayalım ki, bu olaydan dolayı suçlanan C.E, iki yıl önce sattığı bir içkiden dolayı komaya giren bir vatandaş yüzünden halen tutuksuz olarak yargılanıyor ve bugün bu olaylarla ilgili ismi geçiyor. O zaman tutuklanmış olsa, bugün bu ölümleri belki de konuşmazdık. Tahminen yine aynı şeyler olacak: Yine polis ve zabıta bir süreliğine denetimleri daha sıkı tutacaklar, kimileri tutuksuz yargılanacak ve olay en fazla 3 ay sonra unutulmuş olacak. Bir daha sahte içkiden ölen insanlara kadar unutulacak. Ama olanlar, hepimize olmuş olacak.

Tek Antalya değil ki…
Bursa'da 20 gün içinde sahte rakıdan zehirlenerek ölenlerin sayısı 7'ye yükseldi. Demirtaş beldesinde yaşayan Zafer Kara, arkadaşlarını birlikte içki içmeye çağırdı. Bu teklif üzerine Kara ile buluşan İ.C., M.G., A.K. ve H.Ö. rakıyı içtiler. Bir süre sonra rahatsızlanan 5 kişi çeşitli hastanelere kaldırıldı. Bursa Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan Zafer Kara, metil alkol zehirlenmesi sonucu yaşamını yitirirken, arkadaşları A.K., İ.C. ve M.G.'nin durumunun ağır olduğu öğrenildi. Ayakta tedavi edilen H.Ö. ise taburcu oldu. Daha önce Mudanya'da Hasan Erdem ve Saip Telli, Mustafakemalpaşa'da İsmail Güven, Ovaakça'da Nazmi Kahraman, Osmangazi'de Mustafa Aktaş ve Büyükorhan'da Kader Coşkun içtiği sahte rakıdan zehirlenip ölmüştü.

Bunca tepkilerin gelmesi için, illaki 3 turistin mi ölmesi gerekiyordu? Bu olaylar sadece turizme değil, toplumumuza, insanlarımıza, vatanımıza ihanettir. Artık sadece geçici süreyle denetimleri sıkıştırmakla geçiştirmemeliyiz bu olaylar. Bakın yerle basında bu olaylarla ilgili resmi makamların yapacakları nasıl yansımış:

“Tarım İlçe Müdürlüğü, Maliye ve Emniyet personelinden oluşan 6 kişilik ekip, ilçe merkezinde alkollü içki satılan işletmelerde denetimlerini sürdürüyor.

Antalya Tarım İl Müdürü ve ilçe müdürünün 15 Nisan'da yapacakları bir toplantıda, otel genel müdürleri, satın alma müdürleri ve yiyecek içecek müdürleriyle bir araya gelerek, sahte içki ile gıda konusunda uyarılarda bulunacaklar.”

Evet, hepsi bu kadar…


Ben Avrupa"da elimden geldiği kadar, terör olaylarında, krizlerde, ülkemizde patlayan bombalama olaylarında, siyasi tehdit zamanlarında ve her türlü gerlinliklerin yaşandığı süreçte daima Türkiye'yi savunabilecek bazı argümanlar, bazı gerekçeler bulmuşumdur. Duruma ve vaziyete göreTürkiye'yi  haklı çıkaracak tezleri son dakıkada ucundan yakalamışımdır. Şimdi ise son derece kederler içersinde suskunum. Ne söyleyebilirizki.?
 
Göz göre göre bu üç masum insanın ölümüne davet çıkardık.
 
Çok üzgünüm..
 
Her ne kadar canım yanıyor ve bu olaylara isyan ediyor olsam da, turizme geri dönmek istiyorum…

3 Kurtarıcımız, 3 felaketim oldu 
Bu küresel ekonomik krizde rakiplerimizle turizm sektöründe savaşacağımız üç önemli silahımız vardı. Üçü de elimizden gitmek üzere.

Birinci silahımız, bu krizde bize rakip olabilecek Mısır’a karşı daha iyi bir güvenirlilik imajına sahip olmamızdır. Bu sahte alkol vakasından sonra bu durum değişebilir, zira Alman medyası sadece ölen 3 Alman vatandaşını gündeme getirmiyor, örneğin son bir haftada Bursa’da ölen 7 kişiden de bahsediyor. Üstelik şöyle başlıklar atıyor: Öldüren keyif terörü! Yani, üç kelimeyi bir araya getiriyor: Terör illaki bomba olması gerekmiyor, bu terör de öldürüyor ve keyif alamayacaksınız. Keyif alamayıp, öldürücü terör korkusu yaşayacaksam, Türkiye’de ne işim var? Bu çağrışımlar elbette çok kötü.

İkinci silahımız ise, kurtarıcı gözüyle baktığımız ve çeşitliliğinden dolayı övündüğümüz her şey dahil sistemi. Alman medyasında sıkça işlenen bu konu, aleyhimize dönmeye başladı. Çoğu Avrupa medyasının gözünde sahte rakı olayının perde arkasında, her şey dahil sistemi yatıyor. Alkolsüz veya alkolü içecekleri sadece ihtiyaç veya keyif için içemeyenler, içmeyi zaman-zaman abartanlar, her şey dahil konseptiyle çalışan otelleri tercih ediyorlar. Bunlara maalesef genç ve öğrenciler de dahildir. Alman medyasına göre, her şey dahil konseptiyle çalışan oteller, maliyet hesaplamalarından dolayı kaçak içki sunmaya daha meyilliler.

Üçüncü silahımız ise, bir İspanya veya Yunanistan’a göre daha ucuz tatil ürünlerimizin olmasıdır. Ama bu gidişle, ünlü bir Türk atasözünün yakında Almanya’da da popüler olmasını sağlayacaktır: ‘Ucuz etin yahnisi yaman olur’ Yani ‘fiyat silahı’ da geri tepmeye başladı. Alman ve İngiliz medyası bu konuyu uzun süredir derinlemesine inceliyor. Özellikle İngiliz medya ve toplumunda, ‘bir şişe su fiyatına Türkiye tatili’ başlıkları, büyük ilgi ve merak uyandırmıştı. “Bu fiyata tatilde, yakında bir bit yeneği çıkar” diyenler, şimdi, “ben dememiş miydim” diyerek zafer nidaları atıyorlar ve tatillerini ya Mısır’da, ya da İspanya’da geçirmeye hazırlanıyorlar.

  “Bu elim olay vesilesi ile bir kere daha hatırlatmalıyız ki bu kadar kaçak üretiminin ve kaçak içki girişinin ana sebebi alkollü içeceklerdeki yüksek ÖTV oranlarıdır. ÖTV vergisindeki indirim, kaçakçılığın ve merdivenaltı imalatın önüne geçecektir.” Yani başka sözlerle diyor ki; ya içki pahalı, ya da ürün ucuz, yoksa kaçak içki olmazdı, sorunun temelinde para, yani ‘ucuz Türkiye’ var.

Ben kaçak içki sorununu sadece içkinin KDV oranlarına bağlamak istemiyorum. Bunun asıl toplumsal sebeplerini, ortamı hazırlayan bizim toplumumuzu veya alınması gereken yasal, polisiye ve toplumsal tedbirleri, hukukçular, emniyet güçleri, kamu kuruluşları, yasal üreticiler, özel sektör ve turizmciler bir araya gelerek çözeceklerdir. Bu sorunu kimse tek başına çözemez. “Bir deli, bir kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış” misali, ne devlet, ne de topluluk tek başına bu taşı o kuyudan çıkaramaz ve daha nice deli, sayısız taş atar o kuyuya.

Ama ben daha çok bundan sonra neler yapılması gerektiği üstünde durmak istiyorum. 
Elbette işin başında bu hainlerin bir an önce yakalanması ve mümkün olan en ağır cezaya çarptırılmaları gerekiyor. İkinci olarak ta, ne yapıp edip, bu sahte alkollü içki üretiminin önüne geçilmesi gerekiyor. Ama bu iki nokta kadar, üçüncü nokta da önemli, zira ok yaydan çıktı bir kere: Bu yaşanan ve halen hafızalarda taze duran olayı nasıl bir an önce unuttururuz ve her şeye rağmen yine benzer bir olay yaşanırsa, bunun Türkiye imajı açısından nasıl önlemini alırız?

Burada özel sektörü tarafından yürütülecek PR faaliyetleri devreye giriyor…
 “içki bizde pahalı, bu nedenle böyle şeyler oluyor” dersek, büyük hata yaparız. İçkiden ÖTV’yi istediğiniz kadar indirin, para hırsının alt sınırı yoktur ve haksız maddi kazançtan alınan şevk görecedir. İçkiyi 25 liradan 15 liraya indirirsiniz, oteller de rekabet için oda ücretlerini indirir, tekrar daha da ucuz içki peşine düşerler ve yine kaçak üreticileri bulurlar.

Otel yöneticileri de bu toplumun bir üyesidir ve toplumsal zihniyet değişikliği, sadece turizm camiası tarafından değiştirilemeyecek kadar kompleks bir konudur. Ama turizmcilerin ve turizm bakanlığının yapabileceği başka bir şey var: Türkiye’nin imajını zedelenmekten korumak. Kriz döneminden faydalanmak, nicelik açısından kabul edilebilir bir sezon geçirmek ve önümüzdeki sezonlara kötü veya sabıkalı bir Türkiye imajıyla başlamak istemiyorsak, hemen harekete geçmeliyiz. Geniş spektrumlu bir PR çalışmasına başlamalıyız…


--
Hüseyin Baraner
Managing Director

TRAVEL NETWORK
Turizm Araştirma ve Strateji Merkezi
Zerdalilik Mah.,Burhanettin Onat Cad.No: 74/9, 2nci Ateş Apt.
Antalya/Türkiye
+90 0242 321 64 11 Fax: +90 0242 321 64 11  /
Mobile: +90 532 5570459 /+49 177 8387972
hbaraner@gmail.com     baraner@baraner.com
www.tourexpi.com      www.baraner.com, www.trav.io

MAKALE Yorumları