Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
AFİFE DEMİRTAŞ
ACI KAHVE
mail_outline : afifedemirtas@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

25.03.2020

Okunma Sayısı

402

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

2020 beter başladı

Kış aylarında vasıfsız garibim griple cebelleşirken şimdilerdeyse çok ciddi öldürücü boyutta özellikle kronik hastalığı ve yaşlıların kabusu olan aşırı bulaşıcı corona virüsü çıktı ortaya. Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca ülkemizde ilk günden bu yana görülen virüsle mücadelede fevkalade titiz davranıyor. Sağlık çalışanları geceli gündüzlü özveriyle kendi hayatlarını hiçe sayarak çalışıyorlar.

Minnettarız.

Savaş çıkmadan askerin, salgın hastalıklar olmayınca sağlıkçıların kıymeti bilinmiyor malesef!


2020 beter başladı

Çığ, terör, deprem, savaş ve sonrasında salgın hastalık.

Ülkeyi kasıp kavuran virüs ilk defa 11 Mart 2020 de ülkemizde görüldü, 14 gün içinde 44 kişinin vefat haberi hepimizi üzdü elbette ki. Ne yazık ki günden güne de bu sayı artacağa benziyor.

Üst üste ölümlerin olduğu, şüpheli vakaların karantina alındığı bir süreç yaşıyoruz. Tedbir amaçlı 65 yaşüstü kesimin sokağa çıkması sınırlandırıldı.
Okullara ara verildi. TV de uzaktan eğitimle öğrencilere ders veriliyor artık. Toplu mekanlar kapatıldı, kurum ve kuruluşların personelleri asgariye indirildi. Toplu taşıma araçları yolcu sayısını azalttı , bankalar çalışma saatlerini değiştirdi. Daha birçok önlem alındı.

Test kitleri ve ilaçlar Çin'den geliyor. Yakında aşısı da bulunur umarım.

Aşı tarihimize baktığımızda:

1718 yılında Edirne’de yaşayan İngiliz sefiri Edward Monteque’nin eşi o yıllarda Britanya Adası’nı, Avrupa Kıtası’nı kasıp kavuran ölümcül çiçek hastalığına karşı Osmanlı Sarayı’ndaki çiçek aşısı uygulamasının formülünü Londra’ya götürür. Dünya tarihinde bir ilk gerçekleşmiştir. “Aşı” Osmanlı’dan Batı’ya geçmiştir. Bir asır sonra 1885’te Pasteur mütevazı laboratuarında Kuduz Aşısını ilk defa uygulamış, sonuç almış, böylelikle bir çocuğun hayatı kurtulmuştur. Fransız Hükümeti kendisini umursamazken, o zamanın padişahı Abdülhamit onun çalışmalarına İstanbul’da devam etmesi için davet çıkarır, Pasteur yaşı nedeniyle öneriyi kabul etmez. O zaman Abdülhamit Askeri Tıp Mektebi’nden üç doktoru eğitilmeleri için yanına gönderir, ayrıca “Aşı Hayırhanesi” kursun diyerek 800 lira para yollar. 1800’lü yıllarda Abdülhamit’in desteğiyle hayata geçen Pasteur Enstitüsü bugün günde bir buçuk milyon, yılda beş yüz milyon kişinin belli hastalıklara bağışıklık kazanmasını sağlıyor.
T.C Sağlık Bakanlığı’na bağlı Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 1928’de kurulur, 1930’da aşı üretimi başlar. O yıllarda neredeyse bütün ülkelerin aşı ihtiyacını karşılayacak durumda olunur. Yakın tarihte Çin’de ortaya çıkan Kolera salgınında ihtiyaç duyulan aşıların çoğu Hıfzıssıhhadan temin edilir. Başta Tifo olmak üzere Dizanteri, Kolera, Veba, Menengokok, Stafilokok, Boğmaca, Brucella, Nezle, Kuduz, Verem, Tetanos, Difteri, Karma aşı, Tifüs, Çiçek, Grip aşısı gibi birçok aşının üretimi yapılır. Hükümet 2011 de salgınlara karşı tedbir alabilecek, aşı üretimi yapabilecek Enstitü ve Araştırma merkezlerini “özel sektör aracılığıyla yapma anlayışı” içinde kapatır. O günden itibaren iddialara göre: Türkiye’de bağışıklamada kullanılan aşıların %60’ı Sağlık Bakanlığı, %30’u özel sektör tarafından ithal edilmeye başlanır. % 10’u da bağış olarak sağlanır ve her yıl 20 milyon dolar; Smith Klein, Pasteur, Novartis firmalarına ödenir.

Gerek içinde bulunduğumuz bu durumdan daha fazla can kaybı yaşanmadan gerekse ekonomik açıdan tez zamanda hasarsız çıkarız umarım.



 

MAKALE Yorumları